Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

YOĞUN BAKIM SERVİSLERİNDE BEBEK ÖLÜMLERİNİN NEDENİ NE?

YOĞUN BAKIM SERVİSLERİNDE BEBEK ÖLÜMLERİNİN NEDENİ NE?

Yenidoğan yoğunbakım servislerinde yaşanan ölüm olayları konusunda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim üyelerinden Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Vural'ın yazısını ilgiyle okuyacaksınız.


Amerika Birleşik Devletleri’nin 35. Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline’nin, kızları Caroline ve erkek çocukları John F. Kennedy Jr.’dan sonra 1963 yılında bir erkek çocukları doğar. Adını Patric Bouvier koyarlar. Ancak bebek prematüre (erken doğum) olarak doğmuştur ve maalesef 2 gün sonra ölür. İşte, Kennedy ailesi için çok trajik olan bu ölümden sonra Amerika’da erken doğan, yani prematüre bebeklerin hastalıklarına olan ilgi daha da artar ve araştırmalara daha da fazla kaynak ayrılmaya başlanır.
 
Genel olarak Amerika ve Avrupa’da perinatal (doğum öncesi ve sonrasını içeren dönem) ve neonatal (doğum sonrası) sağlığa önem verilmesi 1970’lerden sonra başlamıştır diyebiliriz. Çok yüksek teknolojinin kullanıldığı yenidoğan üniteleri ülkemizde 1980’lerde kurulmaya başlandıysa da gerçek anlamda yenidoğan yoğun bakım hizmetinin verilmesi 1990’ların başlarından itibaren gerçekleşmiştir. Buna rağmen ülkemizde gelişim çok hızlı olmuş, yenidoğan bebeklere verilen hizmet kalitesi giderek artmıştır.

1980’lerde 2000 gr altında doğum ağırlığı olan bebeklere, “yaşamaz” gözüyle bakılırken, artık 1000 gramın altındaki bebekler bile yaşatılabilmektedir. Böyle küçük doğum tartılı, erken doğan yenidoğanların yaşama şansı arttıkça, ailelerin de bu konuyla ilgili hekimlerden beklentileri çoğalmaktadır. Daha önceleri ölümü “kader” olarak kabullenilen böylesine küçük yenidoğanların günümüzde kaybedilmeleri durumunda aileler bunun “hesabını” sorup açıklama istemektedirler. Bu durum, biz Yenidoğan uzmanlarını üzmemekte, aksine mutlu etmektedir. Halkımıza senelerdir vermeye çalıştığımız mesajın, yani bu bebeklerin kaybedilmelerinin bir “kader” olmadığının, yavaş yavaş anlaşılmaya başlandığını göstermektedir. 
 
HASTANE ENFEKSİYONU!
Geçtiğimiz günlerde, prematüre yenidoğan bebeklerin bir hastane enfeksiyonu ile kaybedilmeleri bu konuyu bir kez daha gündeme getirmiştir. Bu tür bebeklere bakım verilen servisler, yoğun bakım üniteleri olup dünyadaki tüm benzer üniteler gibi hastane enfeksiyonlarına açık birimlerdir. Hastane enfeksiyonları, hastanede kalış sırasında kazanılan mikroorganizmaların neden olduğu enfeksiyonlardır. Yenidoğan ünitelerinde rastlanma hızları yüzde 6 ile 25 arasında değişmektedir. Tabii burada akla gelecek ilk soru: Neden bazı ünitelerde yüz yenidoğanın 6’sında böyle bir problemle karşılaşılırken diğer ünitelerde yüz yenidoğanın 25’inde bu problem ortaya çıkmaktadır? Bu kadar büyük farkı neler oluşturmaktadır? Bu fark, servislerin hastane enfeksiyonlarından korunmak için aldığı, daha doğrusu mevcut sağlık politikaları çerçevesinde alabildiği önlemlerle yakından ilgilidir.


ALINABİLECEK ÖNLEMLERİ ŞÖYLE SIRALAYABİLİRİZ:
İzolasyon: Yani, hastalığın saptanmasından sonra bu hastalığın yayılmasını önlemek için gerekli girişimlerin yapılması. Hastalığın yayılması direkt temas ile; hastanın mikroplarının var olduğu objelere elleyerek endirekt temas ile; veya havadan bulaşma yolu ile olur. Onun için bu tür hastalar servisin özel ve ayrı bir bölümünde takip ve tedavi edilmeli ve mümkünse bu hastalar için tek bir hemşire görevlendirilmeli ve bu hemşire başka hiçbir hastaya hizmet vermemelidir.

El hijyeni: Yoğun bakım hasta takibinde uyulması gereken en önemli kural ellerin hasta muayenesinden önce ve sonra yıkanarak temizlenmesi ve özellikle alkol bazlı solüsyonlarla ellerin birbirlerine sürtülerek temizliğinin sağlanmasıdır. Tabii burada göz önüne alınması gereken nokta, bebeklere bakım veren kişilerin ve özellikle hemşirelerin hasta bakımını yaparken, bu hijyen kurallarına uyacak kadar vakitlerinin olup olmadığıdır. Bir veya iki hastaya bakım veren bir hemşire ve doktor bu kurallara rahatça uyabilirken ve uyması gerekirken, on yoğun bakım hastasına hizmet veren hemşirenin tüm bu kurallara uymasını beklemek veya uyduğunu iddia etmek ne kadar akılcı olur?

Kateter bakımı: Yenidoğan Yoğun Bakım ünitelerinde takip edilen hastaların çoğunlukla yeterli beslenmeleri mümkün olmamakta ve bu yönden serum tedavisi ile desteklenmeleri gerekmektedir. Bu tedavinin yapılmasında kullanılan en önemli damar yolu, bebeği, anne karnında iken anneye bağlayan göbek kordonuna takılan kateterlerdir. Kateterler dışarıdan steril olarak damar yoluna takılır, ancak bundan sonra vücutta dolaşan kan ile direkt temas halindedir. Bu sebeple hem bu kateterlerin takılması sırasında, hem de takıldıktan sonra bakımları açısından çok özenli yaklaşılması gerekmektedir. Bu bakımda en büyük yük, bebeğin hemşiresine düşmektedir. Çünkü bu bakım verilirken hemşirenin tüm vaktini ve dikkatini bir tek hasta üzerine yoğunlaştırması gerekmektedir.

Dirençli bakterilerin oluşumunun azaltılması: Hastane bakterileri kendilerine karşı geliştirilen antibiyotiklere karşı gittikçe direnç kazanmaktadırlar. Ne kadar çok antibiyotik kullanılırsa, o kadar çok dirençli bakteri gelişmekte ve bu dirençli bakteriler için bu sefer daha da kuvvetli antibiyotiklere ihtiyaç duyulmaktadır. Bakteriler bir süre sonra bu kuvvetli antibiyotiklere karşı da direnç kazanmaya başlamakta ve kısır döngü oluşmaktadır.

Aletlerin bakımı: Yoğun bakım ünitelerinde bebeğin yaşamsal fonksiyonlarını destekleyecek birçok ileri teknoloji ürünü aletler kullanılmaktadır. Nefes alıp veremeyen bebeğe solunum yaptıran yapay solunum cihazları, bebeğin nemli ve sıcak bir ortamda yaşamasını sağlayan kuvözler bunlardan birkaçıdır. Bu aletlerin de bakımının ve dezenfeksiyonun iyi yapılması gerekmektedir. Yine bu bakımda en önemli görev hastadan sorumlu hemşire ve personele düşmektedir.
 
Erken doğan bebeklerin, normalde hamileliğin sonuna doğru plasenta aracılığıyla anneden almaları gereken koruyucu antikorları, erken doğum nedeniyle alamamalarını da göz önünde bulundurursak, bu bebeklerin neden bu kadar hassas olduklarını daha iyi anlayabiliriz. Ayrıca bu bebeklerin, bağışıklık sistemlerinin, zamanında doğan bir yenidoğan veya bir erişkin kadar efektif çalışmadığını da belirtmekte yarar var.
 
İşte böylesine hassas olan prematüre yenidoğanların hayatta kalma şanslarını arttıracak en önemli faktör, onlara verilen medikal ve paramedikal bakımın kalitesidir. Enfeksiyon açısından yukarıda belirttiğimiz noktalara ne kadar uyulabilirse, bu küçücük yenidoğanların ölüm risklerini arttıran hastane enfeksiyonları ile o kadar az karşılaşılır. İşte gelişmiş ülkeler ile, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin hastane enfeksiyonları sıklığı arasındaki farkı, verilen bakımın kalitesi oluşturmaktadır. Bu kaliteyi yakalamamızı sağlayacak en önemli faktör ise yenidoğan ünitelerinde çalışan personel ve hemşire sayısının arttırılmasıdır. Bu gün ileri ülkelerde bir hemşire, bir veya iki yenidoğan yoğun bakım bebeğine hizmet vermektedir. Türkiye geneli ile karşılaştırdığımızda, şartların görece iyi olduğunu bildiğim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yenidoğan Yoğun Bakım servinde bu oran 3 veya 4 hastaya bir hemşire şeklindedir. Ancak ülkemizdeki birçok yenidoğan ünitesinde bu oranın 10 hastaya 1 hemşire şeklinde olduğunu da bilmekteyiz. On hastaya hizmet vermeye çalışan bir hemşirenin hiç dinlenmeden bile görevini tamamlayacağını düşünsek, fiziksel olarak yukarıda belirttiğimiz kurallara uymasına kesinlikle imkân yoktur. Bu servislerdeki hemşire ve personel sayısını arttırmadan gelişmiş ülke standartlarına ulaşmamız mümkün değildir. Halkımızın çoğunun ilk kez duyduğu Serratia Marcescens adlı bakteri ile ilgili sorun, bu gün maalesef kayıplardan sonra bitmiş gibi gözükse de, yakın zamanda Pseudomonas Aeruginosa veya Klebsiella Pneumoniae adlı diğer bakterilerin yaratacağı hastane enfeksiyonları ile tanışmamız ve toplu ölümlerle karşılaşmamız işten bile değildir. Ünitelerin zaman zaman tam olarak dezenfekte edilmesi veya çeşitli dezenfeksiyon tedbirlerinin alınması riskleri azaltsa da, bakım verecek personel ve hemşire sayısını arttırmadan bir çözüme ulaşılacağını zannetmek tamamen hayalcilik olacaktır. Tabii sağlığa yatırım yapılmayan bir düzende, bu personel ve hemşire ihtiyacının nasıl karşılanacağı, önümüzde yanıtlanmayı bekleyen büyük bir soru olarak kalacak ve biz Serratia Marcescens veya benzeri bakterileri, ölümlerin tek sorumlusu olarak görmeye devam edeceğiz. Ne dersiniz gerçek sorumlu Serratia Marcescens mi yoksa hastaya yeterli bakımı vermemizi engelleyen sağlık politikaları mı? Suçlu ayağa kalk…

 

 

YAŞAM BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.