Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Hülya Yıldırım

ÇOCUĞA SINIR KOYMAK! AMA NASIL?


Aşağıda bahsi geçen araştırmadan da anlaşılacağı gibi, bizler çocukerkil aileler olma yolunda hızla ilerlemekteyiz, çünkü çocuklarımız bizi parmağında oynatıyor; yani biz ebeveynler çocuklarımızı değil, çocuklarımız bizi yönetiyor. Oysa çocuğun ihtiyacı bu değil! Çocuk dediğin, anne babasını rol model alan, onu taklit ederek öğrenen, sınırlara-kurallara ihtiyaç duyan ve böylece kendini güvende hissedebilen ve en önemlisi de büyüme ve gelişmesi 20'li yaşların ortasına kadar süren bir varlık. Yani gelişimi ve dolayısıyla da kendine yeterliliği bu vakte kadar tam değil, ham.… Ve zaten uzmanlar da 14 yaşına kadar çocukların yöneticisi ebeveynler olmalıdır, diyor. Sonrasında da ipleri tamamen çocuğun eline bırakın, demiyorlar elbet; ama, esnetmekte yarar var; nitekim o artık bir ergen... Zaten 18 yaşında yasal olarak da bir birey… Fakat, bilim bize ruhsal duygusal, beyinsel gelişimimizin 24-25 yaşına kadar devam ettiğini söylüyor. Ki, ergenlikte olan biten sıkıntıların çoğu da gelişim sürecinin sancıları zaten (bu konuyu ayrıca başka bir yazıda ele alacağım).

HER ÇOCUK BİR BİREYDİR!
Yeni aile yapımız ise aslında bir geçiş sürecinin sonucu…. Biz şimdiki anne babalar kendi çekirdek ailemizde genellikle "birey" olarak algılanmadık ve de birey olarak yetiştirilmedik. Oysa her doğan bebek, bir bireydir; biriciktir, tektir, olduğu haliyle harikadır ve kendini olduğu gibi ifade etmeye ihtiyaç duyar. İşte, olay tam da bu noktada karışıyor. Çocuk dediğin ayına-yaşına uygun sınırlara-kurallara ihtiyaç duyuyor ve o aynı zamanda doğduğu andan itibaren bir birey!

Peki, dengeyi nasıl kuracağız? Çocuk, ayına-yaşına uygun kurallara ihtiyaç duyduğuna göre, çocuğumuzun ayına-yaşına uygun gelişimsel özelliklerini bilmemiz şart! İkinci nokta, o kimselere benzemeyen, kendine özgü bir birey olduğuna göre, yani büyük çocuğunuza 10 yaşında uyguladığınız yöntemi, küçük çocuğunuz 10 yaşına geldiğinde aynen uygulamanız büyük ihtimalle uygun olmayacaktır. Sonuçta, anne babalığımız kişiye özel, çocuğun ayına-yaşına özel ve de yaşadığımız çağa özel olmalıdır.

Tabii bir de ailenizin sosyokültürel ve ekonomik yapısı ve içinde bulunduğunuz çevrenin özellikleri çocuğunuza koyacağınız kurallarda etkilidir. Ve tabii bizzat sizin, anne babanın özellikleri de çocuğa çizilen sınırları ve konulan kuralları birebir etkiler. Bu yüzden çocuğa sınır koymak konusunda anne babalar birbirleriyle çok çatışırlar ki, çocuğa kural koyarken önce o kural konusunda anne babanın görüş birliği içinde olması şarttır. Bakın, bir çocuğa sınır koymak dedik, ama ne kadar çok faktör karşımıza çıktı.

NEYE, NİÇİN HAYIR DEDİĞİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Çok önemli bir başka nokta var ki, çocuğa koyduğunuz sınırların, kuralların gerekçelerini çocuğa yaşına uygun olarak anlatabilmeniz…... Yani, hayır dediğinizde neye, niçin hayır dediğinizi mantık çerçevesi içinde çocuğa anlatabilmelisiniz. Ve bu hayır'lar ertesi gün evet olmamalı, yani çocuğa çifte mesaj vermemelisiniz. Ve diğer aile büyükleri de bu hayırlara mutlaka uymalı. Yani, annenin hayır dediğine baba evet diyorsa, çocuk her iki ebeveyni de takmayacaktır, haberiniz olsun…... Sonuçta, çocuğa koyduğunuz kurallar, keyfi olmamalı da diyebiliriz biz buna. Yani o anki ruh halinize göre kural koymamalısınız, ya da ben öyle istiyorum öyle olacak, diyememelisiniz. Ayrıca, çocuğun onurunu çiğnememelisiniz ve de onun birey olduğunu asla göz ardı etmemelisiniz. Ayrıca, konulan kuralları yeri geldiğinde çocuğun gelişim sürecini takip ederek esnetebilmelisiniz de.… Örneğin, her akşam 21.00'de uykuya giden bir çocuk, çocuklu bir misafiriniz geldiğinde saat 22.00'de uykuya gidebilmelidir gibi….

Haftaya bu konuya kaldığımız yerden, örnekler ve uzman görüşleri de vererek devam edeceğim. Sizlerin de "çocuklarınıza sınır koymak" konusunda yaşadığınız sıkıntıları ve görüşlerinizi bekliyorum.  23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız hepimize kutlu olsun, mutlu olsun….

TÜRK AİLESİNİN YENİ HAKİMİ: ÇOCUKLAR!
Türk aile yapısında çocuk doğduğu andan itibaren ailenin karar alma mekanizmasına yön veriyor. Avrupa'da ise çocuk ailenin aldığı kararlara göre davranmak zorunda kalıyor.

2012 yılı boyunca gündelik hayatın farklı alanlarına odaklanarak Türk kültürünün kendine has davranışlarını, olaylara tepkilerini ve bakış açılarının incelendiği "Türkiye'nin Aklını Okuyoruz" araştırmasının 3. ayağının konu başlığı "Türkiye'de çocuk olmak".… Araştırmaya; Türkiye'de çocuk eğitimi ve ebeveynlik ilişkisi üstüne yazılmış makale, tez ve kitaplar incelenerek başlandı. Ardından, sahaya çıkıldı ve 228 anaokulu öğrencisi ile görüşme ve gözlemlerde bulunuldu. 6 yaş grubundaki çocukların katılımı ile üç odak grup görüşmesi gerçekleştirildi ve çocuk gruplarının ardından çocukların anneleri ile bir araya gelinerek, aynı konu uzman pedagoglar tarafından bir de onların ağzından dinlendi.


ÇOCUK AİLENİN KARARLARINI ETKİLİYOR ŞART!
Araştırmadan elde edilen verilere göre, Türkiye'de çocuk olmak; oyun oynamakta olan çocuğuna, oyunu bırakıp eve gelmesi için seslenen annenin yüksek perdeden buyurgan sesine veya terlemiş mi diye bir anda çocuğun sırtından içeri giren teklifsiz anne eline aşina olmak demek... Bir kadın için çocuk sahibi olmak ise; hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağı anlamına geliyor. Türk kadını anne olur olmaz, yepyeni bir ruh haline giriyor ve hem kendi hayatını hem de çocuğunun hayatını geri dönülmez bir şekilde değiştiriyor. Bu nedenle, Türkiye'de anneler ne kadar "kutsal" ise çocuklar da o kadar "dokunulmaz"lar.

Türkiye'nin aksine, Batılı toplumlarda ise, çocuk bir birey olarak kabul ediliyor ve hayat, küçük insanın aileye katılımıyla olağan seyrinde devam ediyor. Bu yapı içinde çocuklarla yeri geldiğinde tartışarak, yeri geldiğinde konuşarak pazarlık ediliyor. Bu nedenle çocuğun varlığı ailenin sosyal hayatının devamlılığı için büyük bir engel oluşturmuyor. Biz Türkler ise yanlarında çocukları ile dağ yürüyüşlerine giden, ya da müzik festivallerine katılan yabancıları garipsiyoruz. Çünkü Türkiye'de, çocuk -özellikle yüksek eğitim ve gelir seviyesindeki aileler için- daha doğmadan hayatın merkezine oturuyor. Gidilecek restoranın çocuğa uygun olup olmaması yemeğin kalitesinden daha önemli hale geliyor.

2010 yılı verilerine göre nüfusun yüzde 10'unu oluşturan, 3-7 yaş arası çocukların Türk tüketicisi üzerindeki etkileri saymakla bitmiyor. Bu yaş aralığındaki çocukların tüketim alışkanlıklarını inceleyen Valkenburg ve Cantor'a göre çocuk gelişiminde bu aralık "sürekli isteme ve pazarlık etme" davranışı ile belirleniyor ve isteği karşılanmayan çocuk ebeveynleri ile çatışmaya başlıyor. Çatışma ise neredeyse her zaman çocuğun zaferi ile sonuçlanıyor.

TÜRK ANNESİ, ÇOCUĞU "ZAPT ETMEK" GEREKTİĞİNE İNANIYOR
Araştırma sırasındaki görüşmelerde annelerin üstüne basa basa söylediği gibi çocuğun aileye katılması ile ebeveynlerin o güne dek geliştirdiği bütün tüketim alışkanlıkları altüst oluyor ve çocuğun dayatmaları doğrultusunda yeniden belirleniyor. Bu değişim süreci ile sokak alışverişi yerini, düzenli AVM ziyaretlerine, lüks restoranlar ise yerini sinemaya yakın fast-food restoranlara bırakıyor. Bu hali ile Türk annesi için çocuk, sürekli olarak kontrol altında tutulması gereken ve çoğu zaman da "korkutucu" bir varlığa dönüşüyor.  Tavizkar anne her türlü sıkıntıya göğüs geriyor, hatta araştırma sırasında sırf çocuk sarı saç seviyor diye, sürekli boyanmaktan yanan saçının hikayesini anlatan annelere bile rastlanmış.

EVDE KURT, OKULDA KUZU, DIŞARIDA TİLKİ!
Türkiye'de ise çocuk Avrupa'daki yaşıtlarına göre çok daha özel bir konumda ve Türk toplumu tüm gücü ile ebeveyn karşısında çocuğun tarafında saf tutuyor. Örneğin, eğer bir anne çocuğuna istediğini almıyor, ya da çocuğun taleplerini görmezden gelerek ağlamasına izin veriyorsa, toplum devreye giriyor ve çevredeki bireyler çocuğu koruyarak, anneyi kınıyor. İstediği alınmayınca alışveriş merkezinde yere yatıp ağlamaya başlayan kızını bırakıp uzaklaşır gibi yaptığı için bir grup yaşlı kadının gazabına uğrayan Leyla Hanım'ın hikâyesinin diğer tüm katılımcılar tarafından onaylanması, toplumun anneler üzerinde kurduğu baskının boyutlarını gösteriyor. Bu nedenle bir Türk annesi için istemeye doymayan ve arkasına da toplumun desteğini alan çocuğuna direnmek beyhude bir çaba olarak düşünülüyor.

BİR ANNENİN AĞZINDAN…
Araştırmaya katılan annelerden biri, çocuğuyla ilişkisini aşağıdaki cümlelerle anlatıyor. Ki, çocukerkil aile yapımızı bu örnekte de açıkça görmek mümkün:
"Her şeyi küçük yaştaki kızım Nevra belirliyor. Alışveriş sitesinin çocuk kısmını açıp istediklerini kendi seçiyor. Ben almıyorum, çünkü benim aldıklarımı giymiyor. Artık bir hükmüm yok benim. Hevesleniyor, onun hevesini kırmak istemiyorum. Yani çatışmak istemiyorum açıkçası, çocuklar en çok anneyle çatışıyor çünkü."



DİĞER YAZILAR
- HER ÇOCUK YALANSIZ BÜYÜMEYİ HAK EDER!
- ANNE DUYGUDUR!..
- HAYIR DEMEYİ BİLİYOR MUSUNUZ?
- KEK YAPAR GİBİ ÇOCUK YAPAMAZSIN!
- MAHREMİYETE SAYGI!
- ÇOCUKLAR ÖLMESİN!
- ÇOCUĞUNUZDAN VAZGEÇMEYİN!
- ANNE BABAYI PAYLAŞMAK!
- SÜT DİŞİ, DEYİP GEÇMEYİN!
- Sadece 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'n değil... HER GÜNÜN KUTLU OLSUN KADIN!..
Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.