Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

ÇOCUĞUNUZ ÇOK MU GİZEMLİ?!

Keşke anne-babamla ilgili büyük keşkelerim olmasaydı. Mesela, "Asla unutamam" dediğim en özel anlarımın birinin başrolünde anne veya babam olsaydı ne güzel olurdu... Hayat ne tuhaf; ne kadar suskun bir ergenlik geçirdiğimin henüz farkına vardım. Hiç konuşmadan hep okuyup yazarak büyüdüm ben, ilk aşkımı bile en derinlerimde yalnız yaşadım, hiç ifade edemedim, ona bile... En yakın arkadaşına aşık olan şapşallardan biriydim ve çok sonra onun da beni sevdiğini öğrendiğimde ne çok güldüm kendime... :)


Çocuğunuzun hayatına dair çok az şey bildiğinizi ve onun sizden her şeyi gizlediğini, sizinle hiçbir sırrını paylaşmadığını mı düşünüyorsunuz? Büyük ihtimalle yanılmıyorsunuz! Peki, sizce bu durumun nedeni ne olabilir? Gelin, hep birlikte bu sır perdesini aralayalım...

Hayatta en çok empati yapmanız gereken varlık çocuğunuzdur. Çünkü o hayata ilk adım attığı andan itibaren en çok sizinle birlikte vakit geçirir ve yine en çok sizden öğrenir. Bu büyüme yolculuğunda çocuğunuz gittikçe sizden uzaklaşıyor olabilir. Bu her zaman o kadar da kötü değildir, daha doğru ifade etmek gerekirse belki de çocuğunuz sizden uzaklaşmıyordur. Sadece biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Bu dönemlerde endişelenmek ve onun çok üstüne gitmek yerine, onu kendisiyle bırakıp sabırla beklemek ve onu anlamaya çalışmak yerinde olur. “Bu çocuk neden bu kadar suskunlaştı? Beni neden dinlemiyor, neden hiç konuşmuyor? Bu kadar yalnız kalması hiç normal değil, ne yapıp ediyor, çok endişeleniyorum. Ya kötü arkadaşlıkları, kötü alışkanlıkları varsa?..”  gibi bir sürü soruyla baş başa kalmış ve cevap bulamıyor olabilirsiniz. Bu soruların yanıtını bulabilmek için tecrübelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sizinle bu paylaştığım şeyler sadece yaşça çocuk olanlara değil anne-babasının gözünde hep çocuk kalacak olan bütün çocuklara ve onların anne-babalarına hitap ediyor…

ÇOCUĞUNUZ SİZİ DUYMUYOR VE DİNLEMİYOR MU?
Çocuklar bazı durumlarda anne-babalarına karşı bir kalkan geliştirirler. Siz onun sizi dinlemediğini, duymadığını, dikkate almadığınızı zannedersiniz; aslında o kendini koruma mekanizmasını devreye sokmuştur. Siz her ne kadar farklı ve onun için gerçekten önemli bir şey söylüyor olursanız olun sürekli hitap ettiğiniz ses tonunuzu kullanıyorsanız, çocuk bu söylediğinizi yine duymayacaktır. Çünkü yine kendisinden bir şey yapması isteniyor veya eleştiriliyor sanacaktır ve aldırış etmeyecektir. Yani sizi fiziksel olarak duyacak ama söylediğinizi anlamayacak şekilde beynini size karşı kapatacaktır. Sonra da çocuk “söz dinlemeyen” olarak yargılanacaktır.

Bir şeyi bin defa söylemek yerine birkaç kez birlikte yaparsanız onun için daha anlamlı olur. Ayrıca sizin de söylerken gittikçe yükselen ses tonunuzdan dolayı sesiniz kısılmamış ve sinirleriniz yıpranmamış olacaktır. Ve en önemlisi de çocuğunuz ağzınızdan çıkan sözcüklere değer verecek ve sizi dinleyecektir. Mesela her gece yatmadan önce, “Çocuğum dişini fırçala” cümlesi bir süre sonra çocuk tarafından oldukça sinir bozucu olarak algılanmaya ve buna karşı koyulmaya başlanabilir. Siz on kere dişini fırçala demeden ve bağırmadan o çocuk dişlerini fırçalamaz. Hatta gidip fırçalayınca da gereken özeni göstermeden fırçalar. Oysa, “Benim tatlı yavrum, yatma vakti geldi. Hadi gel birlikte dişlerimizi fırçalayalım” dediğinizde çocuk sizinle direnmeden gelecek ve mutlu mutlu dişini fırçalayacaktır. Gerçekten dişini fırçalamaktan hoşlanmıyor olabilir. Bu durumda da çocuğunuz için diş fırçalamayı eğlenceli hale getirecek oyunlar üretebilir, renkli diş fırçaları ve ilgi çekici macunlar alabilirsiniz. Bu çok basit ama her konuda aynı yöntem uygulanabilecek bir örnek. Çocuğu güzel şeylere teşvik etmek istiyorsanız ona siz de katılmalısınız. Hatta hem anne hem de baba olarak birlikte yapmalısınız bunu. Çocuğun babası dişini hiç fırçalamıyorsa, çocuk “Babam neden fırçalamıyor” dediğinde verdiğiniz en mantıklı cevap bile uzun vadede işe yaramayacaktır.

ÇOCUĞUNUZ SİZİNLE SIRLARINI PAYLAŞMIYOR MU?
Çocuğunuzun sizinle konuşmamasının sebeplerinden biri az önce bahsettiğim “diş fırçalama” iletişimi sırasında yaşadıklarınız olabilir. Ne alaka diyebilirsiniz. Gelin bir de şu gözle bakın: Çocuk, basit bir durumda bile sizinle sağlıklı iletişim kuramıyor ve siz ilk fırsatta ona bağırmaya ve onu eleştirmeye başlıyorsanız, bu çocuk neden size aşık olduğundan, yeni arkadaşlarından ve ilgi alanlarından bahsetsin ki?..

Çocuğunuzla arkadaş gibi konuşabilmek, onunla daha yakın iletişim kurabilmek için şunlara dikkat edebilirsiniz:

-Onu eleştirirken dikkatli olun: Çocuğunuzu eleştirirken nasıl eleştirdiğinize dikkat etmezseniz, sizinle konuşmak ve dertlerini paylaşmak konusunda onu kaybedebilirsiniz. Hiç kimse sert bir dille eleştirilmekten hoşlanmaz. Önerileriniz onun hayatını değiştirecek kalitede ve nitelikte olabilir ama asıl önemli olan onu nasıl söylediğiniz ve onunla nasıl iletişime geçtiğinizdir. Siz büyüdünüz artık ama o hala küçük bir çocuk ve size çok kolay gelen şeyler ona hala çok zor geliyor olabilir.

-Ses tonunuza dikkat edin:
Karşınızdaki bir çocuk. Onun size saygı göstermesini istiyorsanız ona bağırmayın. Elbette anne-babanın sabrının taştığı anlar olabilir ama basit bir şeye bile yüksek sesle tepki gösterirseniz, o bu tepkinin normal olduğunu düşünür ve kendi de aynı şekilde davranmaya başlar; ayrıca yukarıda da söylediğim gibi sizi duymamaya başlar.

-Ona güvenmediğinizi ve inanmadığınızı sakın söylemeyin: “Ben senin bu söylediklerine inanmıyorum” dediğinizde, çocuk bunu genel bir ifade olarak algılayıp gerçekten ona inanmadığınızı düşünür. Ben küçükken annem bana; “Hasta olduğuna inanmıyorum, beni kandıramazsın” dediğinde ne kadar çok üzüldüğümü hala hatırlıyorum. Hele ergen bir çocuğa ona güvenmediğinizi hissettirmeyin bile. Çünkü bu duyguyu ona sürekli yaşatmak onu gerçekten güvenilmeyecek biri haline getirebilir. Size inat sizin onu suçladığınız gibi olmak isteyebilir. Mesela bazen annem beni aslında olmayan bir şeyle suçladığında; Mmadem öyle olduğumu düşünüyorsun, ben de öyle olurum” diye tepki gösteriyordum.

-Tehdit etmeyin veya korkutmaya çalışmayın: “Bilgisayarını, telefonunu elinden alırım, bir daha göremezsin.”, “Bu yaptıklarının hepsini babana anlatacağım” gibi saçma cümlelerle çocuğu korkutmak veya tehdit etmek en anlamsız davranışlardan biridir. Sizinle konuşmayı bırakın, çocuk sizden kaçar hale gelebilir.

-Onun ilgisine yönelik etkinliklere katılmasına destek olun:
Özellikle ergenlik çağına gelmiş çocukların fazla boş vaktinin olması, onlar için tehlikeli olabilir. Yanlış şeylere yönelebilirler. Gelişmiş teknoloji onların asla ulaşmaması gereken yerlere basit bir şekilde ulaşmalarına olanak sağlamaktadır. Onların ilgileri o yönlere dağılmadan sevdikleri bir spora veya sanatsal bir aktiviteye (enstrüman çalmak, resim, dans vb.) yönlendirebilirsiniz. Böylece hem enerjilerini atmış olurlar, hem de daha mutlu olurlar.

-Ona sürpriz yapın:
Her insan sürprizlere bayılır. Bir çocuğu mutlu etmek için çok fazla düşünmeye gerek yok. Onlar sizden çok daha basit şeylerle mutlu olabilirler…

-Sürekli uyarmayın, nedenleriyle açıklayın: Çocuğunuzu hoşlanmadığınız bir davranışından dolayı sürekli eleştirirseniz, inat edip aynı şeyi yapmaya devam eder. Ayrıca sizinle olan iletişimi de zayıflar. Yapmasını istemediğiniz şeyi nedenleriyle açıkladığınızda sizi dikkate alacaktır. Almıyorsa da üstüne gitmeyin, zamanı gelince kendiliğinden öğrenir.

-Ara sıra yalnız bırakın: Her insan ara sıra yalnız kalmak ister. Bu durum çocuklar için de geçerlidir. Onların kendilerine ayırdıkları özel vakitlere saygı gösterin.

-Onunla konuşmak için birlikte sevdiği şeyleri yapın: En yakın arkadaşınızla nasıl yakınlaştığınızı hatırlayın. İnsanları birbirine en çok yakınlaştıran şey ortak yapılan şeyler sonucunda paylaşılan ortak hislerdir. Çocuğunuz dans etmeyi çok seviyorsa birlikte dans edin, film izlemeyi seviyorsa birlikte sinemaya gidin. Ama lütfen bu etkinliği planlamadan önce ona ne zaman uygun olduğunu sorun ve daha önce hiç yapmadığınız bir şeyse normal karşılamasını sağlayacak şekilde onu davet edin. Doğal olun, dostane davranın. Bu paylaşımlarınız arttıkça sizinle daha çok konuşmak ve paylaşmak isteyecektir, emin olabilirsiniz. Mesela ben babamla hiç baş başa bir şey yaptığımı hatırlamıyorum ve şimdi de tartışmak dışında çok az konuşuyoruz.

-Herhangi bir duruma tepki verirken çocuğunuzu düşünün: Bu yapması en zor olanıdır, çünkü değişim ve yoğun empati gerektirir. Bunu basit bir örnekle şöyle açıklayabilirim. Babam 4-5 yıl önce (ve hala) sokaktaki genç sevgilileri çok sert bir dille eleştirdiği sırada ben de bir çocuktan hoşlanıyordum. Babama bunu ifade ettiğimi hayal ettiğimde ne büyük bir felaketle karşı karşıya kalacağımı fark ettim ve hiçbir şey söyleyemedim. Geçen yaz bir sevgilim olduğunu öğrendiğinde kabuslarım gerçek oldu! Benimle 3 hafta hiç konuşmadı, telefonlarımı bile cevaplamadı. Sebebi de çok komik: “Sevgilim olduğunu ondan sakladığım ve benden duymayıp başka şekilde öğrendiği için bana kızmış.” Güzel babacığım; sen tam tersi düşüncelere olanca sertliğinle sahipken ben sana bunu nasıl söyleyebilirdim ki?..

-Çok çok önemli bir noktayı sona sakladım: “Onu olduğu gibi kabul edin”: Çocuğunuz sizin onun olmasını istediğiniz gibi biri olmayabilir. Sizden veya hayalinizdekinden farklı olması onu kötü yapmaz. Onun kendi istediği gibi davranma, düşünme ve yaşama özgürlüğü yoksa onun bir birey olmasının ne anlamı var ki? Bir robottan ne farkı olur o zaman? Her istediğinizi yapması gerçekten normal değil! Bırakın kendi gibi olsun ve siz de onu olduğu gibi kabul edin. Sadece sevin ve güzel örnek olun. Bu onun güzel insan olması için yeterli…

SON OLARAK…
Bir insan konuşmayı, anlatmayı pek sevmiyorsa üstüne gitmek onu daha çok kaybetmenize sebep olur. Eğer çok zor durumda kalırsanız psikolojik destek alabilirsiniz. Mesela; ben de bir derdim olduğunda konuşup paylaşmaktansa kendi kendime çözmekten daha çok hoşlanırım. Tabi bu süreçte çevremdeki insanlar endişeleniyorlar. Hatta hayatımın bu dönemine kadar konuşabildiğim sadece üç kişi var. Bunlardan biri de Yaşam Koçum Hülya Yıldırım. Bunu nasıl başardığını ben de bilmiyorum. Merak edenler ona sorabilir…

Yazıma Hülya Yıldırım’ın söylediği bir sözle son vermek istiyorum: “Önemli olan, kan bağının ötesine geçip gönül bağı kurmak…”

Gizem B.

BU BAŞLIKTAKİ DİĞER KONULAR
Copyright 2007-2018 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.