Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

“Süper Kadın Süper Zor”
TÜRKİYE’DE KADINA YÖNELİK EKONOMİK ŞİDDET

Türk kadınları “ekonomik şiddet mağduru”! Peki kadınlarımız hangi tür ekonomik şiddete maruz kalıyorlar?


Ekonomi Muhabirleri Derneği, kadına yönelik ekonomik şiddet konusu hakkında bir araştırma yaptı. Araştırmanın ilginç sonuçları, Türk kadınlarının “ekonomik şiddet mağduru” olduklarını ortaya çıkardı.

Ankara, İstanbul, Konya, Rize ve Adana’da değişik sektörlerde ücretli iş yaparak para kazanmış veya halen kazanmakta olan 55 kadınla yüz yüze görüşmeler gerçekleştirildi ve kadınların uğradıkları ekonomik şiddet türleri belirlendi.

KADINA YÖNELİK EKONOMİK ŞİDDET TÜRLERİ
“Süper Kadın Süper Zor” adlı çalışmada ortaya çıkan Kadına Yönelik ekonomik Şiddet türleri şöyle sıralandı:

Aile içi ekonomik şiddet: Çalışmada ortaya çıktığı biçimiyle aileiçi ekonomik şiddetin işleme kanalları; ana, baba, kardeş, koca, evlat ve akrabalar tarafından kadının çalışmasına yahut işinde ilerlemesine engel olmak ya da tam tersi zorla istemediği bir işte ya da iş kolunda çalıştırarak maaşına, bankamatik kartına, gelirine veya mal varlıklarına el koymak, çalışmayı reddedip kadının gelirini harcamak, kadının gelirini içkiye kumara yatırmak, ailenin geçimini sadece kadının kazandıklarıyla sürdürmeyi istemek, kendi parasını yatırım amaçlı biriktirirken kadının parasını harcamak, kadını başlık parası, süt hakkı parası ile ya da mihir ile evlenmeye zorlamak gibi somut eylemleri içeriyor.

Ekonomik imkanları kısıtlamak, çalışan kadının ziynet eşyalarının tümünü ya da bir kısmını elinden almak, aileyle ilgili tüm maddi bilgileri eşinden saklamak, gibi fiiller de aileiçi ekonomik şiddetin diğer somut halleri.

Akrabalık ilişkileri içinde ise ekonomik şiddet değişik tür ve şekillerde yaşanıyor. Kadın olduğu için mirastan mahrum edilmek, miras hakkından yönlendirilmiş bir gönüllülükle vazgeçmek, mal ve mülklerin sadece erkeğin üzerinde olmasını sağlamak, maldan (toprak) değil mülkten (ev, dükkan) -o da çok daha az bir kısım halinde- vermek, miras malını çok ucuza elinden almak gibi haller bu türden şiddetin içinde sayılıyor.

Yapısal ekonomik şiddet: Kamusal alandaysa ekonomik şiddet yasalar, yönetmelikler ve genel eğilimlerle beslenen kurallar uyarınca var edilen bir şiddet türü olarak görünüyor. Eşit işe eşit ücret ödememe, kadın işi erkek işi ayrımı yapma, terfi kanallarını kadınlar için kapalı tutma, torpil mekanizmasını işletmeme, sigortasız çalıştırma, her an işsiz kalma riskiyle çalışmak zorunda bırakma, işyeri cinsel tacizi, işyeri psikolojik tacizi gibi uygulamalar bu kapsamda yer buluyor… Kadınların daha çok enformel sektöre ve esnek, yarı zamanlı, ev eksenli çalışma pratiklerine itilmesi de yapısal ekonomik şiddetin göstergeleri olarak hayata geçiyor. Yapısal ekonomik şiddetten en fazla etkilenen çalışan kesim elbet çocuklar ve kadınlar. Onlar yeterli ücret alamadıkları gibi çalışmalarının karşılığı olan prestije de sahip olamıyorlar. İşverenler tuvalete gitmelerine bile karışabiliyor ya da çok izin aldıkları gerekçesiyle ücretlerini kesebiliyor. Kimi sektörlerde kadınlar sözleşmelerle hamilelikten men edilebiliyor ya da hamilelik durumunda işveren tarafından işten çıkartılabiliyor. Gezici ve geçici işlerde çalışan kadınların durumu ise had safhada “zor ve dayatma” içeriyor.

 

KADINLAR TOPLAM İŞİN 4’TE 3’ÜNÜ YAPIYOR, TOPLAM GELİRİN 10’DA 1’İNİ ALIYOR
- Dünya nüfusunun yüzde 51’ini oluşturan kadınlar dünyadaki toplam işlerin üçte ikisini yapıyor; buna karşılık dünyadaki toplam gelirlerin onda birini alıyor.
- Kadınlar dünyadaki özel mülkiyetin ise sadece yüzde birine sahipler.
- ILO verilerine göre Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım rakamları 1955’lerde yüzde 72 iken bu oran 2009’da yüzde 24’lere gerilemiş durumda.
- Birleşmiş Milletler kaynaklarının şiddet çalışmalarında, tüm dünyada şiddet mağduru kadınların yaklaşık üçte ikisinin aynı zamanda ekonomik şiddete de uğradıkları belirtiliyor.
- Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi, (1993) kadına yönelik şiddeti; “ister kamusal, isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlıyor. Bu tanımın son haline “kurbanı ekonomik ihtiyaçların karşılanmasından yoksun bırakmak” cümlesinin de dahil edilmesi ekonomik şiddetin yavaş yavaş tüm dünya kamuoyunda görünür kılınmaya çalışıldığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

OKULU DA EKONOMİK SIKINTI YÜZÜNDEN BIRAKIYORLAR
Çalışmaya katılanlardan 28’i evli, 13’ü bekar, 8’i boşanmış, 6’sı ise eşin ölümü nedeniyle dul yaşayan kadınlar. Kadınların 3’ünün okuma yazması yok. Okuyanlarınsa 17’si ilkokul mezunuyken 5’i ilkokulu bitiremeden çalışma hayatına atılmış. Görüşülen kadınlardan 9’u ortaokul mezunu. Kadınların 15’i lise mezunuyken 7’sinin liseyi terk nedeni yine ekonomik sıkıntılar yüzünden para kazanmak zorunda kalmak olmuş. Çalışmaya katılan kadınların 11’i ise üniversite mezunu.

BANKA KARTLARI KOCALARDA DURUYOR
Hizmet, sağlık ve eğitim sektöründe yoğun çalışan memur ve öğretmen kadınlar bir oranda okumuş ve güvenceli işe sahip oldukları için dikkat çekiyorlar. Konya’dan çalışmaya katılan Nihal’in ifadesiyle memurluk “yaşamda yanınızdan kim giderse gitsin, devlet sizi yalnız bırakmayacak!” diye düşünülen bir pozisyon olduğu için kadınların pek çoğu açısından çok kıymetli. Ancak bir kısmının bankamatik kartı kocasında duruyor, gayrimenkuller kendi üzerlerine yapılmıyor, miras haklarından da tam olarak yararlanamıyorlar. Ayrıca memur kadınların çoğu yapısal şiddet türlerinden yakınıyor.

Sanayi kesiminde çalışan grup ise kamuda özelleştirmelerden ve özel sektörün kriz nedeniyle işletme küçültmelerinden fazlasıyla darbe almış kadın işçilerden oluşuyor. Bu grubun da yapısal ekonomik şiddet ile aile içi ekonomik şiddetten aldıkları pay memurlarınkinden pek farklı değil. Onlar da sendikalı olabildikleri, emeklilik hakları bulunduğu ve sağlık sigortasına sahip oldukları için “sevindiklerini” belirtiyorlar.

TOPRAK BİLE GÜVEN VERMİYOR
Kadın istihdamı açısından bakıldığında en dertli sektörlerden biri de tarım sektörü. Gezici tarım işçisi kadınlar on iki saat sürekli çalışıp çadırlardaki ilkel yaşam koşullarına katlanıyorlar. Ancak onlar çok kere kazandıkları paranın yüzünü bile göremiyorlar, çünkü elçilerden paralarını alanlar genellikle koca, baba ya da erkek kardeş oluyor. Çoğu geleceği için endişe duyduğunu söylüyor. Toprak sahibi olan “mutlu azınlık” içindeki kadınlar için bile tarım sektörünün sıkıntıları artarak sürüyor.

Kentlerdeki enformel alanda özellikle eve kadar ihale edilebilen üretim işlerinde kadın emeğinin kendine has ve kalıcı bir yeri olduğu görülüyor. Ev hizmetlerinde de kadın çalışanlar yoğunlukta bulunuyor, ayrıca bu hizmetlere talep her geçen gün artıyor.

Bir de sesi ve ezber bilgisi ile para kazanan bir grup kadın var ki onlar sayıları az olmakla birlikte ağırlıklı olarak kadınların çalıştığı marjinal sektörleri temsil etmeleri nedeniyle dikkate değer. Din sektöründe mevlüthan-hafız olarak iş yapan kadınlar sure ve ilahi ezber bilgileriyle geleneksel olarak sıklıkla evlerde yapılan mevlütlere gidiyor ve para kazanıyorlar. Ölü yıkayıcılığı da bu sektördeki bir başka iş. Bu alanda Türkiye genelinde en az 200 bin kadın çalışıyor.

Müzik sektöründe çalışan kadınlarda da ses güzelliği ve şarkı ezber bilgisi gerekiyor. Özellikle şarkı söyleyerek para kazanan kadınlar gece çalıştıkları için diğerlerine göre daha riskli ortamlarda ekmek parası kazanma mücadelesi veriyorlar.

 

BU BAŞLIKTAKİ DİĞER KONULAR
Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.