Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Hülya Yıldırım

BAŞLANGIÇ HER ŞEYDİR!


Kızımı doğurmadan 2 yıl öne anne olmaya karar verdiğimi daha dün gibi hatırlıyorum. Ve aslında Duru’nun doğumunun o gün, o an, aklıma ve kalbime düştüğü an olduğuna inanıyorum. Önce hayallerde tohumlanıyor çocuklarımız… Bu hayaller ne kadar endişesiz, sevgi ve güven doluysa, başlangıç enerjisi de o kadar sağlam atılmış oluyor. Sonra, nasıl bir sevişmeyle bebeğinize hamile kaldığımızın da çok önemli olduğuna inanıyorum ben… Düşünsenize, o sevişmenin enerjisi, atılan tohuma direkt olarak yansıyacaktır.  Sonra, anne ve baba bu bebeği istiyor mu, hazır mı, hazır değillerse de 9 ay boyunca sevgi, ilgi, bilinç ve emekle hazırlanacaklar mı? Bebek anne karnında rahat mı? Anne, bebek karnında iken rahat ve güvende hissediyor mu? Baba bu çemberi kucaklayabiliyor mu? Bütün bunlar bizim daha doğmadan önce karakterimizi, hatta biraz ileri gideyim kaderimizi etkileyen unsurlar.


Üstatlar, her şey başlangıç enerjisinde, derler… Çok haklılar! Her şey başlangıç enerjisinde… Bir şey nasıl başlarsa genellikle öyle de devam eder. Her zaman telafi mekanizmaları kullanılabilir elbet… Fakat telafi mekanizmalarını kullanmaya gerek bırakmayacak yolları daha en başından seçebiliriz. Özellikle de bebeklerimizi dünya ya getirirken…

O nedenle de hazırlık çok önemli. Fiziksel, duygusal, ruhsal, hatta maddi hazırlık… Bir bebek hayallerde doğar önce… Anne ve babanın her türlü sağlık durum, ilişkilerinin sağlıklı olup olmadığı ve sonrasında seçilen süreçler bebeğimizin hayat boyu sağlığı üzerinde hep etkilidir.

Bugün her türlü korkumuzun ve bağımlılıklarımızın temeline inildiğinde, anne karnına düşmemizden başlayarak, doğum anı ve sonrasındaki ilk 6 yılda yaşanılan sıkıntıların anahtar rol oynadığını bilim bizzat kanıtlıyor. Temel çok önemli, yani başlangıç enerjisi…

Öte yandan, doğum anının bir travma olmayabileceği de artık kanıtlanmış durumda.  Hiç unutmuyorum, doğum yaptıktan yıllar sonra, bir kitapta doğum anında bebeğe nasıl davranıldığının çok önemli olduğunu okuyup,  panikle doktorumu aramıştım. Ve korkuyla, “Bebeğimin poposuna şaplak attınız mı?” diye sormuştum. “Atmadım” demişti… “Artık bu tarz uygulamaları kullanmıyoruz…”

Evet, artık çoğu bebek dostu hastanede eski, bebeği ve anneyi travmatize eden uygulamalar yok. Her şey doğala, sevgiye şefkate, özene en yakın olduğunda doğum da hem anne, hem de bebek için travma olmaktan çıkıyor.

Bu arada, doğum anının ve doğumdan sonraki ilk 6 saatin de hayati önem taşıdığını artık biliyoruz. Doğum anında ve ilk 6 saatte bebek, gelişmiş bir bilince sahip ve her şeyi hissediyor. Dolayısıyla da hissettiği her şeyi kayıt ediyor. Böylece hayata dair ilk izlenimleri, dolayısıyla da hisleri oluşuyor. Tam da bu süreçte onu seven, ona nazik davranan insanlarla çevrelenmişse ne ala… En önemlisi de annenin sevgisi tabii; bebek dışarıya çıkar çıkmaz, annenin göğsüyle buluştuğunda, onun sesini, kokusunu, tenini hissettiğinde rahatlıyor. Ve bu ilk aşamayı sakin geçiren bebeklerin ileride de sakin mizaçta insanlar olduğu gözleniyor.

 

DOĞUM BİR TRAVMA OLMAKTAN ÇIKARILABİLİR Mİ?
Hepimiz bir doğum anıyla bu dünyaya geliyoruz.  Anne karnına düşme anımız, anne karnındaki sürecimiz ve doğum anı ne kadar sağlıklı ise, biz de o kadar sağlıklı bir ömür sürüyoruz. Her doğum bir travmadır, denir. Fakat, her şeyin başlangıcı olan doğum, bir travma olmaktan çıkarılabilir mi? İşte, uzmanların doğumu bir travma olmaktan çıkarmak ve böylece daha sağlıklı nesiller yetiştirmek konusunda birbirinden çarpıcı önerileri…

Op. Dr. Hakan Çoker (Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı):
“DOĞUM VE SONRASINDA BEBEK HER ŞEYİN FARKINDADIR!”

“Bebekler doğumda her şeyin farkındadırlar ve huzurlu bir doğum için her türlü özeni hak ederler. Doğum anı ve doğumdan sonraki ilk birkaç saat bebek-anne bağının kurulması açısından kritik saatlerdir. Hiçbir müdahale veya ilaç etkisi altında kalınmadan yapılan doğumlarda, anne ve bebeğin karşılıklı salgıladığı hormonlar bu ilk aşkın kurulmasında hayati rol alırlar. Bu ilk aşk dolu sevgi bağının kurulabilmesi için doğal olarak doğan bu bebeklerin annelerinden uzaklaştırılmak yerine kordonu bile kesilmeden anne kucağı ile buluşturulması gerekir. Bu sayede doğumda bebekler üzerinde oluşabilecek psikolojik travmalar hiç yaşanmaz, bebek kendini güvende hisseder, sevildiğini hisseder.

Normal ve kolay bir doğumun sanıldığı gibi bebek için büyük bir travma değildir. Doğum başladıktan sonra artan kasılmalarla bebekler doğum kanalına doğru itilirler. Bebeğin başı rahim ağzına baskı yaparak açılmasını sağlar. Bebekler elbette bu baskıyı hisseder. Hissederler, ama travma olarak algılamazlar. Çünkü bu duygu bildikleri bir duygudur. Sonrasında ise, kasılmalar sırasında bile güvende olduğunu bilir.

BEBEĞİN GÜVEN KAPISI KORDONDUR
Açılma dönemi bitip bebek rahim kanalından aşağıya doğru kaydığında hissettiği basınç değişimleri onu aslında dış dünyaya hazırlar. Ama sanıldığının aksine nefes darlığı, sıkışma hissi yoktur. Çünkü onun güven kapısı kordondur. Gerekli besin ve oksijen kordondan gelir. Kordon hala karın içinde serbesttir. Bu yüzden bebekler doğum kanalında ne kadar kalırsa kalsın, kordondaki kan akımı bozulmadığı sürece güvendedirler.

Eğer bebekler sakin bir ortamda doğarlar, doğar doğmaz bebek dostu felsefelerle karşılanırlarsa (spotlar kapalı, gürültü yok, baş aşağı tutulma yok, ağlasın diye darbe yok, sert bezlerle cildi silmek yok vb.) ve doğar doğmaz anne kucağı ile buluşturulurlarsa doğum travmasından bahsetmek mümkün değildir. Bebekler doğum anında her şeyin farkındadırlar. Anne karnında başlayan kayıtları doğum anında en yüksek seviyeye ulaşır. Bu yüzden bebeklere doğumda bu gerçeğe göre yaklaşarak ihtiyaçlarına cevap verecek ortamlar hazırlanmalıdır.

DOĞUM TRAVMASI BEBEĞİ NASIL ETKİLER?
Bebekler için doğum travmasından iki şekilde bahsedebiliriz. Bunların ilkinde mekanik bir sorun vardır. Bebek oksijensiz kalır, gerekli müdahaleler geç yapılırsa bu durum elbette bebeğin kayıtlarına geçecektir. Veya zor bir doğumda bebeğin çekilmesi için aşırı bir güç uygulanırsa yine bunu bebekler hatırlayacaktır. Diğer travma ise doğum ortamlarında anne ve bebek buluşmasına gerekli özenin gösterilmediği durumlardır. Doğum büyük bir gürültü ve panik ortamında gerçekleşir. Anne aşırı stres ve korku içindedir. Sağlık personeli panik içindedir. Bu ortamda doğan bebek ani ve sert darbelerle çekiştirilir, ilk defa yerçekimi ile karşılaşır ve kordonu derhal kesilerek anneden uzaklaştırılır. Eskiden baş aşağı tutulur ve ayaklarına sert darbelerle vurulurdu. Ve, bu bebek için travmaydı! Ama neyse ki bu uygulamalar artık yapılmıyor. Bebek bakım ünitesinde aşırı parlak ışıklar altına yatırılır, nefes yolunun temizlenmesi amacıyla boğazına ince hortumlar sokulur, onun cildi için sert denecek bezlerle silinir. Ve en travmatik olanı da tanıdığı bir ses olmamasıdır. Çevresindeki her şey ve herkes yabancıdır. İşte bu belki de onun için en büyük travmadır.

BEBEĞE SAYGILI DOĞUM HAYATA DAHA YUMUŞAK BİR GEÇİŞ SAĞLAR
Yapılan hipnoz çalışmalarının birçoğunda doğum anlarına dönüş sağlanabilmektedir. Bu çalışmalardan toplanan bilgilerde bebeklerin doğum ortamlarını ne kadar iyi algıladıkları ortaya çıkar. Bebekler huzurlu bir ortamla, panik bir ortam arasındaki farkı bilirler. Bunun yanında aşırı ışık ve gürültüden rahatsız olurlar. Ve en önemlisi doğum sonrasında yumuşak ses tonları onları rahatlatır ve güven verir. Hele bir de bu ses tanıdık bir ses olursa doğumda yaşayabileceği birçok şey artık onun içi travma olmaktan çıkabilecektir.
Evet, bazı doğumlarda zorluk yaşanabilir. Vakum uygulanabilir. Acil durumlar olabilir. Ancak her türlü doğumda bebeğe saygılı doğum felsefelerine dikkat edilebilirse, bebeklerin bu acil durumları çok daha güvenle karşılaması ve hayata çok daha yumuşak bir geçiş yapması sağlanabilir.

ANNE DOĞUMDAN KORKMAMALI!
Sağlıklı bir doğumun sırrı anne ve bebeğe saygılı doğum felsefelerinden geçer. Öncelikle anne doğum konusunda kendisini eğitmeli ve doğumun gücüne inanmalıdır. Doğumdan korkmamalıdır. Aynı şekilde hizmet eden sağlık personelinin de doğuma inanması ve doğumda ne olursa olsun sakin davranmayı bilmesi gerekir. Ve doğum anında gürültünün yerini sakinlik, güven ve saygı almalıdır. Bebeği rahatsız edecek spotlar kapatılmalıdır. Bu ortamda doğan bebekler, doğar doğmaz refleks olarak ağlarlar. Ama ikinci ağlama “Annem nerede?” ağlamasıdır. İşte bu anda kordonu kesilmeden anne kucağına bırakılan bebeklerde hep aynı ortak davranışı gözlemliyoruz. Bu bebekler anne kucağına gelir gelmez annenin sevgi dolu kolları bebeğin üstüne kapanır. Şahane bir kuvöz ortamı yaratılmıştır. Bebek annenin tanıdık kalp atışlarını duyar. Alıştığı sesine doğru başını kaldırır. Ve sonrasında güven içinde kendini bu sevgi dolu sıcaklığa bırakır. Ağlaması birden kesilir. Sağlıklı bir şekilde nefes almaya devam eder. Kordon henüz kesilmediğinden akciğerlerden nefes almaya alışana dek güvenli oksijen akışı devam eder.

Doğum ekibi de bu ortama saygılıdır. Aşırı gürültü yapmazlar. Hatta bir adım geri çekilerek anne ve bebeğin bu kutsal buluşmasına saygıyla yaklaşırlar. Anne ve bebeğinin tanışarak bağ kurmalarına izin verirler. Tıbbi bir zorunluluk olmadıkça bebekleri sevgi dolu bu güvenli anne kucağından almazlar.”


Neşe Karabekir (Hamile ve Doğum Psikoloğu, Psikodrama Terapisti)
“DOĞUMUN PSİKOLOJİK TRAVMA OLMASI GEREKMEZ!”

“Doğum psikolojik anlamda bir travma değildir olması da gerekmez. Evet, doğum esnasında bazı fizyolojik travmalar yaşanabilir ve bunlar süreci psikolojik travmaya da dönüştürebilir; ama ne her fizyolojik travma mutlaka bir psikolojik travmayı yaratır, ne de her doğum bir travmadır dememiz uygun değildir.

Ama psikolojik travmalara baktığımızda farklı açılımlar görebiliriz. Bunlar:
- Gebenin hamileliği isteyerek yaşayıp yaşamadığına,
- Hamilelik dönemini nasıl, hangi koşullarda, kiminle beraber hangi kalitede geçirdiğine,
- Eşi-partneri ile ilişkisinin içeriğine,
- Kadın olmak, anne olmak, eş olmak ile ilgili rolleri nasıl karşıladığına,
- Kendi ve vücuduyla ilişkisine ve güvenine,
- Doğumla ilgili fikir ve yargılarına,
- Doğuma nasıl hazırlandığına,
- Kendi ailesi ve annesiyle olan ilişkisine,
- Ailesindeki hamilelik doğum doğurganlıkla ilgili geçmişten gelen hikayelerden ne kadar etkilendiğine,
- Doktoru, ebesi ilgili doğum destekçileri ile ilişkisine,
- Doğumunu ne kadar istediği şekilde geçirmiş olduğuyla,
- Hayatı genel olarak yaşama potansiyeli ve genel kişilik yapısıyla bağlantılıdır.

FİZYOLOJİK BİR TRAVMA PSİKOLOJİK BİR TRAVMAYA DÖNÜŞMEYEBİLİR?
Eğer gebe, fizyolojik olarak hamilelik döneminde kendine gerekli ve yeterli (ne çok fazla ne de çok az) bilgileri aldıysa, çok detaya girmesine gerek olmadan fizyolojik olarak nelerle karşılaşacağını öğrenebilir; hangi müdahalenin ne demek olduğunu, neler getirip neler götüreceğini bilir. İşte bu noktada fizyolojik bir travma olsa dahi önce kendisine, bebeğine, vücuduna ve sonra da doktor ve ebesine güvenme üzerine çalışmıştır. Dolayısıyla travma olsa dahi bunun ne kendi ne de doktorunun suçu veya başarısızlığı olmadığını bilerek, bunu fark ederek, o esnada doğumda bulunan herkesin üstüne düşeni yerine getirdiğine güvenerek bu fizyolojik travmayı daha kalıcı olan psikolojik travmaya dönüştürmeyebilir.


ESKİ KAYITLARIN DIŞINDA, DOĞUM ANINDA NELER PSİKOLOJİK TRAVMALARA SEBEP OLABİLİR?

Öte yandan doğum süreci, doğum anı ve doğum sonrasının hepsindeki küçük küçük tüm detaylar kadının algısında travma yaratacak şekle dönüşebilir. Bunu tahmin edebilmek her detayı tek tek takip edebilmek zordur. Ama bazı temel alanlar vardır ki, onları önemsemek bile bu süreci yüzde 50 yumuşatabilir. Bu noktada o anda gebe, gelen dalgalarla beraber içe kapanıyor ve dışarıyla ilgisi minimuma iniyor gibi görünse de tüm duyuları sonsuz derecede açıktır. Çevresini duymuyor gibi görünebilir, sorulara cevap vermeyebilir ama tüm duyuları en hassas noktada açıktır. Bu tabii tüm duyusal kayıtlara da açık olduğunu gösterir. Bunu doğum sonrasında lohusaların doğum esnasından hatırladıkları detayları dinlediğinizde şaşırarak görürsünüz. Odanın içinde duydukları (yani konuşulanlar, seçilen kelimeler, bu kelimelerin söyleniş tınısı ve duygusu) , gördükleri, dokundukları, aldığı kokular ve tatlar hepsi güzel bir tatminden ağır bir travmaya kadar farklı bir skala izleyebilir. Dolayısıyla doktorun hiç düşünmeden otomatik olarak sarf edeceği bir söz, ebenin bir duygusu, odadaki bir koku herhangi bir detay bir travmaya veya yaşadığını travma gibi algılamaya götürebilir.

BEBEK ANNENİN TRVMALARINI HİSSEDER Mİ?
Bebek de tüm bunları hissetmenin ötesinde hissettiklerini aynı zamanda kaydeder ve bunlar nedenlerle birlikte değil, sadece bedende hissedilen ve zihinle algılanan olarak kaydedildiği için nasıl ve ne zamanda ortaya çıkacakları belirsizdir. O yüzden bazen bebeğin uykularını, bazen beslenme ve sindirim düzenini, bazen de kendi dışındaki hayat ve kişilerle olan iletişimini etkiler. Ve bu etkilenme tüm yaşamına ve kişilik yapısına yayılır. Bebekler de en az bizim gibi hisseder. Hatta, bizim kadar fazla uyaranla ve alıcıyla yüklenmedikleri için, her şeye daha açık oldukları için bizden de daha fazla etkilenirler. Tabii, bu noktada bebeklere bir mülakat ile bunları soramıyoruz ama çeşitli olaylara, uyaranlara karşı bebeğin tepkilerini izleyebiliyor, doğum esnasında nelere nasıl tepki verdiğini, doğum sonrasında bu uyaranlara maruz kalmış bebeklerin genel hayat düzenini gözlemleyebiliyoruz. Bu nedenle hamilelik ve doğum, kişiliğin oluşmasındaki en önemli süreçlerdir. Sağlıklı kuşaklar için ilk ve en önemli derecede çalışılacak alan hamilelik ve doğum olacaktır.

ÇOCUĞA HAMİLELİKTE VE BEBEKLİKTE SAYGI GÖSTERELİM
Son olarak en önemli konu; bebeklerin her şeyi anladığı, hissettiği ve kayıtlarına geçirdiği gerçeğidir. Uzun yıllar ve hatta bugün bile “Nasıl olsa böyle bir şey olmuyordur” diye kulağımızın üstüne yattık. Gebelikler esnasında yaşadıklarımızı, yaptıklarımızı nasılsa bebek duymaz diye unutmaya çalıştık. Sonra da bebekler ve çocuklar anlamaz diye kendimizi kandırdık ama sonra çocuklarımız bize bilmeden veya bilerek bizimle aynı olayları, aynı duyguları yaşar olarak geldiler. Şaşırdık! “Kader” dedik, o da uymadı. Artık kabul edelim ki hayatın en önemli olayı olan hamilelik ve doğumu tahminimizden çok daha bilinçli geçirmemiz, fiziksel-zihinsel ve psikolojik olarak hazırlanmamız gereken çok önemli bir süreç.”


Doç. Dr. Nusret Kaya (Psikiyatrist)
“KORKU YA DA BAĞIMLILIĞINIZIN NEDENİ DOĞUM ANI OLABİLİR”

“Yıllardır anne rahmindeki negatif kayıtların, doğum sırasındaki ve 0-2 yaş dönemindeki negatif kayıtların bir psikolojik virüs gibi tüm yaşantımızı etkilediğini anlatıp duruyorum. Çünkü anne rahmindeki negatif kayıtlar; annenin sıkıntıları, üzüntüleri, koca dayakları, kaynana zırıltıları vb. annenin beynindeki snap sistemini bozuyor. Cenin de o sırada annenin kanıyla beslendiği için tüm bu bilgileri kaydediyor. Tabii ki şuurlu hayatında bunların farkında değil. Bu kayıtlar rüya diliyle anlaşılabilir.


Doğum travması da sert, negatif kayıtların oluşabildiği süreçtir. Çünkü minicik ayrıntıları bebek kaydetmektedir. Örneğin, hamile kadının suyu gelmiştir ama çıkış için bir ambulansla hastaneye gitmesi gerekiyordur. Oradan itibaren bir “çıkakama korkusu” başlar. Bu korku ileriki hayatta, örneğin kapalı yerde kalma korkusuna neden olabilir. Bana gelen kapalı yerde kalma korkusu, nefes alamama korkusu, asansöre binememe korkusu yaşayan danışanlarımın tamamında anne rahminden çıkamama durumu söz konusu. Ayrıca ilk çıkış sırasında, annenin vajinasında yeterli genişleme olmazsa birtakım tıbbi müdahaleler yaşanabilir. Mesela, kesik atar doktor. Ve bu nedenle anne daha çok alarma geçer. Bebek de bu alarmların hepsini hisseder. Ne olur? Bir hayatı koruma içgüdüsü alarmı olur.

HER DOĞUM BEBEK İÇİN BİR TRAVMADIR!
Her doğum anne için değilse bile, bebek için bir travmadır. Çünkü 9 ay 10 gün kalmış olduğu kapalı bir ortamdan açık bir ortama çıkacak, her tür yaşamsal ihtiyacını annenin kanıyla sağlarken, dışarı çıkıp hava alacak ve başka bir besin kaynağı kullanacak. Ve ağzını kullanacak. Kolay bir doğum bile her zaman travmatik olabilir. Neden, çünkü mekan değişiyor. Başka bir dünyaya çıkıyor. Dolayısıyla, bu sırada köy yerlerindeyse ebelerin ya da şehirdeyse hastanedeki uzmanların eğitimli olduğunu düşünüyorum. Ama bu eğitimlerin geneli anne hakkındadır, bebekten ziyade…

Bu travmaları azaltıcı eğitimler alıyor arkadaşlarımız. Hastane şartlarında bu konular üzerinde yoğun şekilde duruluyor. Ama gidelim Anadolu’nun ücra kesimlerinde doğumlar evlerde oluyor. Hatta benim gençliğimde bağlarda, tarlalarda doğum yapan kadınlar, göbek bağını taşla kestim, diye övünerek anlatırlardı. Şimdi bu doğan çocuklardan bu denli sert kayıtlar almışken, ileriki hayatlarında yeterli verimliliği nasıl görebiliriz ki?

 

BEBEK ANNENİN DUYGULARINI KAYDEDER
Öte yandan, annenin çok telaşlı olması veya çevredekilerin çok telaşlı olması da bebeği etkiler. Bebek tüm bu olanları kaydeder. Rahimden geç çıkmışsa telaş artar, telaş arttıkça negatif kayıtlar artar.

Telaş ve zor doğumlarda oluşan olumsuz kayıtları alan kişiler, sonraki hayatlarında kolay hastalanır olurlar. Bu da olayın fiziksel hasara yansıyan kısmıdır. Aslında insanın temel inşaat bozukluklarına bütünsel bakarsak daha doğru olur. İnşaat bozukluğuna neden olanlar, öncelikle anne rahminde yaşananlar, sonra doğumda yaşananlar ve en son olarak da 0-2 yaş bebeklik döneminde yaşananlardır. Bu süreçte korteks oluşmamıştır. Yani, üst beyin. Üst beyin oluşmadığı için sistem kendini kollayamaz.
Sonuçta, sperm ve yumurtanın birleşmesinden itibaren cenini korumaya almalıyız. Eğer bir insanı ana rahmine düştüğünden itibaren sağlıklı bir şekilde kollamayı öğrenmezsek, insanlarımız temel inşaat bozuklukları nedeniyle çağı yakalayamaz ve sağlıklı bir hayat süremezler.”

 

 

DİĞER YAZILAR
- HER ÇOCUK YALANSIZ BÜYÜMEYİ HAK EDER!
- ANNE DUYGUDUR!..
- HAYIR DEMEYİ BİLİYOR MUSUNUZ?
- KEK YAPAR GİBİ ÇOCUK YAPAMAZSIN!
- MAHREMİYETE SAYGI!
- ÇOCUKLAR ÖLMESİN!
- ÇOCUĞUNUZDAN VAZGEÇMEYİN!
- ANNE BABAYI PAYLAŞMAK!
- SÜT DİŞİ, DEYİP GEÇMEYİN!
- Sadece 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'n değil... HER GÜNÜN KUTLU OLSUN KADIN!..
Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.