Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Kurban değiliz, hiçbirimiz...
Sevilmek ve kabul görmek ihtiyacımız dünyaya geldiğimiz anda, “Dakka bir gol bir” hesabı başlıyor...

Bu dünyaya sadece ve sadece kendimiz olmak için gelsek de, sevilmek ve kabul görmek ihtiyacımız nedeniyle, daha dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren kendimiz olmaktan küçük küçük de olsa ödünler vermeye başlıyoruz. Kendimizi, önce anne babamıza, sonra da içinde bulunduğumuz topluma uyum sağlamak üzere, kontrol altına alıyoruz. Biz büyüdükçe, verdiğimiz ödünler de büyüyor ve normalleşiyor. 

Ve sonra bir nokta geliyor ki, büyük bir sıkıntının içine düştüğümüzde, “Bittim ben” dedirten bir yaşam krizine maruz kaldığımızda, kaza geçirdiğimizde, hastalanarak ölümün kıyısına geldiğimizde, belki de ilk kez, “Nerede hata yaptım” diye soruyoruz ve yaşamımızın sorumluluğunu yüzde yüz üstlenmeye başlıyoruz.

Ve; “Artık bunları bunları yapmayacağım, artık şöyle yaşayacağım, dünyaya bir kez geliyorum, hayallerimin peşinden gideceğim, artık önce kendim için ve kendim olmak için yaşayacağım” deyiveriyoruz. Yani ayılıyoruz, uyanıyoruz...  Sorunların, onca yıl boyunca; korkularımız nedeniyle, kendimizce güvenli alanlarımızı kaybetmeyi göze alamamız nedeniyle, kendimiz olmaktan her seferinde biraz daha vazgeçmiş olmamızdan kaynaklandığına uyanıyoruz; şanslıysak tabii...

Carl Jung’ın deyişiyle: “Dışarı bakan hayal görür, içeri bakan uyanır” misali; şanslıysak, “Ama” larla başlayan cümlelerimize son verip, gerçekten yaşamaya başlıyoruz...

Bu uyanmayı yaşayan şanslı kişiler, artık önce kendilerini sonra da herkesi ve her şeyi olduğu gibi kabul ederek, kurban olmadıklarının bilincine varıyorlar. Hiçbir şey için ne kendilerini ne de başkalarını suçlamıyorlar. “Çocukken bunları bunları yaşamasaydım, böyle olmazdı”,  “Kocam beni engellemeseydi, şimdi daha iyi noktada olurdum”,  “Ya da çocuklarım için saçımı süpürge ettim, onlar büyüdüler ama ben de benden geçtim” demiyorlar.

BU HAYATI BEN SEÇTİM!
“Ben seçtim!” diyorlar, “Bu hayatı ben seçtim!”... “Ve, neden bunu bunu kendime çektim acaba?” diye sorma cesareti gösteriyorlar. Diğer insanlardan beklentileri kendiliğinden ve doğallıkla kesiliveriyor. Artık sevilmek ve kabul görmek için kıllarını bile kıpırdatmaz oluyorlar. Artık, birşeyler yapmak kısır döngüsünde de bocalamıyorlar zaten... Yapmıyorlar, sadece oluyorlar... Kendileri oluyorlar... Eğer, dünyada bir sır varsa, o sırrı keşfediyorlar. Başka birisinin sevgisi için zaman, enerji ve para harcamanın boşa olduğunu biliyorlar. Kendilerini sevmenin, kendini olduğu gibi kabul etmenin, kendi olmanın ise sırların sırrı olduğunu deneyimliyorlar...

“Kendim olmaya hazırım ve tamamen hür iradeye hazırım” diyerek biz de olumsuz bir yaşam krizi yaşamadan bu bilince ulaşarak, yaşamlarımızın sorumluluğunu alabiliriz. Çoğumuz için çok da kolay olduğunu iddia etmiyorum. Belki sahip olduğumuz ya da sahip olduğumuzu sandığımız her şeyi bırakmamızı gerektirecek; hem fiziksel, hem psikolojik, hem de ruhsal şartlarımızı değiştirecek büyük  bir dönüşüm bu...  Ama kendimiz olmak için her şeye değer; çünkü bu dünyaya sadece kendimiz olmak için geliyoruz... Ve diğer her şey kendimiz olabilmemiz için bize sunulmuş hediyeler ve  fırsatlar sadece... Biz bu fırsatları seçerek, hayatımızı yapıyoruz. Ama bilinçle, yüzde yüz sorumluluk üstlenerek seçtiğimizde ise kendimiz oluyoruz, sanırım ve bir hayat yapmamıza da gerek kalmıyor, “Rol yok, kendimiz varız”...

Belki bu anlattıklarım size yabancı, uzak, hatta gereksiz görünüyor olabilir; ama G. Zukav’ın dediği gibi unutmamamız gereken şu ki; “Tekamül etmemeyi beceremezsiniz, Evren’deki her şey tekamül eder. Sadece tek bir soru vardır, o da tekamül ederken hangi öğrenme yolunun seçileceği sorusudur. Yanıt her zaman sizin seçiminizle belirlenir.”


Copyright 2007-2018 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.