Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
YENİ ÇAĞIN ÇOCUKLARI
NUR EDA KASAP
Uluslararası Öğrenci-Anne & Baba Koçu
Yazı Boyutu:
14 cm.lik bir bebek size ne öğretebilir?

 Eşimle birlikte “Psikeart” adlı 2 ayda bir yayınlanan dergiyi düzenli olarak okuyoruz. Psikiyatri ve sanatın birbirleriyle ilişkisini inceleyen, bunu her sayıda belirlediği bir konu etrafında gerçekleştiren Psikeart dergisinin Eylül-Ekim sayısının konusu “yalnızlık”. Konusunda uzman kişiler yazılarıyla yalnızlığı tartışıyor.

 

Hakan Atalay, “Tanrı için bile ürkütücü” adlı yazısında, “Yalnız olmak ile yalnızlık hissini birbirinden ayırmak gerekir” diyor. Yani bu bir algı olayı. Hepimiz bir şekilde bir toplum içinde yaşıyor ve her gün birçok kişi ile etkileşime giriyoruz. Ailemiz, iş arkadaşlarımız, sosyal çevremiz... Bu kadar yoğun iletişim halinde bile zaman zaman yalnız olduğunu düşünen kişilerin olduğunu biliyoruz. Hatta bu duyguyu en yoğun olarak ergenlik çağında olan gençlerin yaşadığını biliyor-um-uz. Burada bana göre en önemli olan istek, ait olma isteği. Kişi kendini o gruba, topluma ait hissetmiyorsa, yalnızlık yaşama olasılığı artıyor.

 

ÇOCUKLA İLETİŞİM

Ailelerle yaptığım öğrenci koçluğu çalışmalarımda, çocuklarıyla iletişimlerinin çok önemli olduğunu belirtiyorum. Bu sayede genç kendini ailesinin önemli bir parçası olduğunu hissedebilsin. Anlaşıldığını ve onay gördüğünü hisseden genç, ailesiyle olan ilişkisinde daha açık ve sağlıklı iletişim halinde olmayı tercih ediyor. Yalnızlık hissetmeyen genç, bu aidiyet duygusunu farklı gruplarda aramayacaktır, diye düşünüyorum.

 

Aynı yazıda, anne ve bebek arasındaki özel ilişkiden söz ediyor, Dr. Atalay. “Olgunlaşma ve yalnız olma kapasitesi, bebeğin (kişinin) iyi bir çevrede yaşadığına inanmasını sağlayan, yeterince iyi bir annelik görme şansı bulmuş olduğunun göstergesidir” diyor. Bu cümleyi defalarca okudum. Aldığım tatlı sorumluluk için bir süre daha düşündüm.

 

HAMİLELİĞİM SIRASINDA...

Bebeğimle birlikteliğimizin henüz birinci 3 aylık döneminde apandisit ameliyatı geçirdim. Ameliyat için gerekli evrakları imzalayıncaya kadar, aklıma hiç bebeği kaybetme düşüncesi gelmemişti. Ancak kendi el yazımla yazdığım o cümleler beni çok etkiledi. Daha sonrasında sağlıklı olduğu-olduğumuz için binlerce kez şükür ettim. Artık iyileştim, dediğim anda diyabet teşhisi kondu. Yani bu sıkı bir beslenme diyeti ve sürekli kontrol anlamına geliyordu. Babam diyabet hastası olduğu için ben de birinci derecede riskli gruptayım.

 

İlk günler çok üzüldüm. Öğrendiğim, bildiğim, anlattığım, uyguladığım herşey sanki yok gibiydi. Oysa böyle düşünmemem-hissetmemem gerekirdi. Ancak bu kez “yalnız” değildim. Can''ıma karşı sorumluydum. Yapacağım en ufak tedbirsizlikle ona zarar verebilirdim. Bu düşünce herşeyin önüne geçti.

 

Geçen sabah dergide, Erol Göka’nın varoluşla ilgili yazısını okurken birden kendimden utandım!!! Çocuklar ve ailelerle sayısız çalışmalar yapmış ben, oturup üzülüyordum. İçimde benden daha GÜÇLÜ, hayata gelmek için çok İSTEKLİ, kendini VAREDEBİLMEK için her koşula inatla direnen 14 cm.lik bir dev vardı. O yalnız olmadığına inanıyor ve direniyordu. Ben ise, sözüm ona “onun çaresizliği” için üzülüyordum. Aslında çare-(siz) olan bendim. O kendini bizim ailemize ait hissediyordu, onun algısında yaşadığımız keyifsiz haberler, sadece kendi gücünü bana göstermek içindi. Bana, “Senin daha çoook öğreneceğin şeyler var” diyordu. Algılarımı genişletmem için bana uyarılar göndermekteydi.

 

14 cm.lik dev erkeğim bana “İLK” hayat dersini verdi. Ona teşekkür ediyorum.

 

 


 


Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.