Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

DÖVME BENİ

DÖVME BENİ

Bugünlerde herkes çocukların birbirlerine uyguladığı şiddetten bahsediyor, aynı okulda, aynı sınıfta okuyan öğrencilerin birbirine uyguladığı bıçaklı, sopalı şiddetin sonuçlarını tartışıyor. Şiddetin sonuçları arasında küçücük çocukların ölümü de var.


Herkes birbirine aynı şeyi soruyor; “Bize ne oluyor?”. Herkes şaşkın. Kimse bu yaşananların altında kendisinin de rolü olabileceğinin farkında değil. Şiddet dalga dalga tüm çevremizi sararken çocuğa ilk taşın evden atıldığının, hatta o taşı atanın belki de kendisi olduğunun farkında değil.

 

İşin kolayına kaçmak isteyenler, “bunların sebebi televizyon” deyip işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Günümüzde akranlar arası şiddetin baş nedeni olarak Kurtlar Vadisi gösteriliyor. Oysaki bu tarz programlar bir sonuç. “Kurtlar Vadisi’ne reyting rekorları kırdıran, kabadayılar dünyasını, sokak kavgalarını bu denli yücelten ana faktör nedir?” sorusunu kimse tartışmıyor ya da tartışamıyor. Tartışılırsa çıkacak sonuç pek hoşumuza gitmeyecek. Birbirimizi sevmiyoruz. Dahası, bazıları toplumda statü elde etmek için diğerlerini korkuturken, bazı diğerleri ise baskıcıdan çekinmekten, korkmaktan hoşlanıyor.

 

Ama neden? İçi boş bir imaja sahip olmak nasıl oluyor da özellikle gençliğin, yaşama yeni başlamış olan yaş grubunun temel amacı olabiliyor? Baksanıza her taraf parmağında baron yüzükleri, siyah (koyu renk) ceket-pantolonlarla kasılarak dolanan kötü taklitlerle doldu. Bunu daha da ilerletenler ortamlarında, okul bahçelerinde kendilerinden küçük çocukları yakalayıp ellerini öptürüyorlar. Türkçe Baba filminin kötü versiyonunda başrol oynadıklarını düşünmek onları mutlu kılıyor, hayal alemine sürüklüyor.

 

Bizim değer yargılarımız kaba kuvveti en başa oturtan, fiziksel güce saygı duyan bir sistem. Değerlerimizi toplum olarak tartışırken şiddet uygulayarak gücü eline geçiren kişileri dışlamak yerine kabulleniyor hatta bunlara saygı bile duyuyoruz, çünkü böyle öğrendik. Otoritesini hissettirmek için anne-babamız, “kabahat işledin” dediler dövdüler. Okulda öğretmenlerimiz, “derste konuşuyorsun” dediler dövdüler. Büyürken, “eve neden geç kaldın” deyip dövdüler. Dayak her yerde, toplumun her kesiminde bizi korkutan ama daha da kötüsü baş eğdiren bir silah oldu.

 

Dayak içimize, hücrelerimize kadar sindi. Alıştık sonra da benimsedik. Korku saygının önüne geçti. “Dayak atana saygı duymak zorundayım, onu kabullendiğimi belli etmeliyim yoksa başım belaya girer” mesajını içselleştirdik. Yaşamımızın her katmanına, her noktasına yaydık.

 

Şimdi ise ektiğimizi biçiyoruz. Dayakla başlayan yaşamlar dayakla devam etti, çoğu da dayakla sonuçlandı. Bu coğrafyanın insanlarının çoğu dayağı iyi zamanlarında da kötü zamanlarında da hep anılarında ilk sırada anıyorlar. Dahası bunların da çoğu günlük yaşamın bir detayı olarak kabullendiğinden dayağın neden konusunun edildiğini de anlamıyorlar. “Dayak atmanın kötü olduğu” veya “dayağa karşı durmanın gerekliliği” anlamadıkları, tartışmadıkları konu başlıkları. Dedim ya “ilk taş evde atıldı”. Su içindeki halkalar büyüdükçe her tarafı kaplamaya başladı, tüm yaşamımızda var olmaya başladı.

Yazan: Prof. Dr. Oğuz POLAT / Çocuk İstismarı Dizisi

Yayın: Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği

Satış Noktaları : Nezih Kitapevi, Mepisto Kitapevi, İmge Kitapevi, İnkilap Kitapevi, Kitapsan Ltd.Şti, Remzi Kitapevi

Sipariş : 0216 347 66 58

Fiyat: 10 YTL

 

 

BİLGİLİ ÇOCUK & SÜPER ANNE BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.