ads
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

PSİKİYATRİNİN TEMELİNİ 500 YIL ÖNCE BİR TÜRK ATTI

Marmara Üniversitesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Öğretim Görevlisi, Uzm. Dr. Osman Sabuncuoğlu, dünya psikiyatri literatürünü değiştirdi! Sabuncuoğlu, kendisi ile aynı soyadı taşıyan hemşehrisi, Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun psikiyatri bilimine katkısını gün ışığına çıkarttı.


Freud, Kraepelin, Janet, Jung… Hepsi yeni akımlar geliştirirken kendilerinden önceki yazılı kaynaklardan da yararlandılar. Fakat, 500 yıl önce Şerefeddin Sabuncuoğlu adındaki (resimli ilk cerrahi kitabının yazarı) Türk hekim, psikiyatri alanında da uyguladığı tedavileri, aynı zamanda resimleyerek bugünlere taşıdı. Geçmişi 200 yıl öncesine dayanan ve bir Batı bilimi olarak bahsi geçen psikiyatri, bugün bu bilginin (belki de üstadın torunu olan) Çocuk Psikiyatristi Osman Sabuncuoğlu tarafından gün ışığına çıkarılmasıyla, literatüründe değişiklik yapmanın yol ayrımında…
Öyle ki, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan The American Journal Of Psychiatry (AJP) Aralık sayısında 1385–1470 tarihleri arasında Amasya bölgesinde yaşamış büyük Türk hekimi Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun çizimlerini kapak yaptı. Kendi alanında dünyanın en çok okunan ve atıf alan dergisi olan ve çok zor yazı kabul etmesiyle ünlü AJP, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı öğretim görevlilerinden Uzman Dr. Osman Sabuncuoğlu’nun yazısı eşliğinde Şerefeddin Sabuncuoğlu’nu tanıtarak, üstadın psikiyatrik tedavi çizimlerini anlatıyor. Biz de psikiyatri literatürünü değiştiren bu müthiş olayın ayrıntılarını konuşmak üzere Çocuk Psikiyatristi Osman Sabuncuoğlu’nun kapısını çaldık…


 

- 550 yıl önce yaşamış Şerefeddin Sabuncuoğlu’nu ne zaman ve nasıl keşfettiniz?

Şerafettin Sabuncuoğlu, aslında yüzyıllardır bir kenarda kalmış, keşfedilmesi ise bu yüzyıl başında gerçekleşmiş bir zat. El yazmaları Süheyl Ünver tarafından keşfediliyor ve Ünver böyle birisi olduğunu ve tıbba katkılarını yayınlıyor. Sonrasında da Sabuncuoğlu yavaş yavaş tanınmaya başlıyor, 1992’de Prof. İlter Uzel, el yazmalarını Cerrahiyyetü’l Haniyye adıyla günümüze uyarlıyor. Fakat, bu çalışmalara rağmen, Sabuncuoğlu’nun kendisinin daha çok cerrahi alanındaki katkıları biliniyor.
Çünkü Sabuncuoğlu, Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşamış ve o dönemde hekimlikteki ayrımlar çok belirgin değil. Aslında kendisi hekimliğin her alanında faaliyet göstermiş: Cerrahi, diş hekimliği, farmokoterapi, gibi ne iş olsa yapmış bir kişilik… Psikiyatriye katkısını ise bugüne kadar fark eden olmamış…

 

 

- Yani, Sabuncuoğlu’nun psikiyatriye katkısını keşfetmek size kısmet oldu?..

Uluslararası yayına dönüştürüp dünyanın dikkatine sunmak diyelim... Öte yandan, psikiyatri tarihi deyince, ancak 200 yıl geriye gidebiliyoruz, fakat Sabuncuoğlu’nun el yazmalarındaki psikiyatri alanındaki tedavilerini anlattığı resimler 500 yıllık bir geçmişi anlatıyor. Ve psikiyatri literatüründe bu bilinmiyor…  El yazmalarında mali hülya (hülyaya meyil), unutkanlık ve baş ağrısı gibi psikiyatriyle ilgili durumlarda dağlama yapılmasını öneriyor. Fakat, kendisinin tam da günümüze karşılık gelen bir psikiyatrik yaklaşımı var. Örneğin, “Önce bitkisel ilaçları kullan, onlar fayda etmezse başına sıcak uygulaması yap, o da fayda etmezse dağlama yap, ama dikkat et demiri cildine değdirme” diyor. Bugün de tam da öyle yapmıyor muyuz?..

 

- Üstadın hülyaya meyil ile kastettiği nedir?

Hülyaya meyil denen şey; günümüzde korkular, takıntılar ve depresyona karşılık geliyor. Sabuncuoğlu, o gün bile bütünüyle insancıl ve zarar vermeyen bir yaklaşım içinde… Bugün de önce ilaç veriliyor, sonrasında durum daha dirençliyse ekt (elektrokonvülsif terapi) denen başa uygulanan tedaviler yapılıyor. Cerrahiyyetü’l Haniyye adlı kitabında, zatın cerrahi ile ilgili döneme ait tüm renkli çizimleri mevcut. Bu bir cerrahi kitabı aslında, ama sözünü ettiğim dağlamalar falan da içinde mevcut. Kitapta, direkt olarak psikiyatriyle ilgili 2 adet çizim var ve bunlar psikiyatri bilimine ait, “Bu iş böyle yapılıyor” diye anlatan en eski çizimler… İlk resimli tıp kitabı bu, üstelik de 500 yıl önce Türkçe yazılmış…

 

500 YIL ÖNCE TÜRKÇE VE PSİKİYATRİ…

- Türkçe yazılmış derken?..
“Anadolu’da bütün hekimler Türkçe bildiği için Türkçe yazmayı tercih ettim” diyor. Alfabe Arap alfabesi ama dili Türkçe… Yunanca, Arapça, Farsça biliyor, fakat pratik bir yaklaşımla hareket ederek Türkçeyi kullanıyor. Her açıdan çok devrimci bir insan…  Bu arada deneysel ve karşılaştırmalı tıp çalışmaları da yapmış … Bunlar da bilinmiyor.
Sadece cerrahi ile ilgili katkıları biliniyor, fakat psikiyatri gibi entelektüel bir branşta Türkler’in böyle bir katkısı bilinmiyordu…

 

- Zaten 500 yıl önce dünyada psikiyatri diye bir şey de yok?

Tabii, Sabuncuoğlu’nun yaşadığı sıralarda Avrupa karanlık bir dönem içinde… Değil psikiyatri hastası olmak, hekimlik yapmak bile cesaret isteyen bir iş. Yerine göre hekimleri bile yakabiliyorlar Avrupa’da… Keza, psikiyatri hastaları, “Siz cadılık yapıyorsunuz” diye yakılmış… Hatta “Cadı Avı’nın İncelikleri” diyebileceğimiz psikiyatri hastalarını hedef alan bir kitap bile yayınlanmış…

 

- 160 yıllık AJP’ye kapak olmanız nasıl gerçekleşti?

Bugünkü anlamıyla bir psikiyatriden bahsedilemese de, Sabuncuoğlu’nun yaptığı uygulamaların bugünkünden büyük bir farkı yok. Dolayısıyla, benim yorumumla bunu bildirdiğimizde dergi buna büyük ilgi gösterdi. Yazıyı kabul ettiler ve “Kapak yapmak istiyoruz” dediler. Ben de memnuniyetle kabul edip, kütüphane görevlileriyle irtibata geçtim. Çünkü psikiyatri alanında bir keşif yapılmasının yanı sıra Türkler’in tanıtımı da söz konusuydu…

 

- Hangi kütüphaneden yararlandınız?

Bu kitabın, yani Sabuncuoğlu’nun el yazmasının 3 nüshası var. Bir tanesi Paris’e gitmiş;  geçen yüzyılda bir paşa tarafından bir Fransız’a hediye edilmiş, şimdi Nasyonel Bibliyotek’te o kitap. Bir tanesi de Fatih Millet Kütüphanesi’nde, orası şimdi onarımda olduğu için Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde korunuyor. Ben de kitapla orada haşır neşir oldum ve oradaki memurlar çok yardım ettiler ve kapak işi gerçekleşti. Dolayısıyla, onlara da çok şey borçluyuz. Üçüncü nüsha ise bu 2 eserden daha sonra yapılmış kopya.

 

- Şerefeddin Sabuncuoğlu ile hem soyadınız aynı, hem aynı bölgenin insanısınız, hem de aynı mesleği seçmişsiniz? Bütün bunlar sadece tesadüf mü?

Bu büyük insan başhekim olarak Amasya- Çorum Bölgesinde çalışmış. Bizim de ailemiz Sabuncular adıyla yüzyıllardır aynı bölgede yaşayan bir aile… Evliya Çelebi’nin kitabında mesela, Çorum’da Sabuncuoğlu mahallesi geçer... Bir bağlantı var muhtemelen, ama tam nasıldır bilemiyoruz…

 

- Sizin konuya ilginiz nasıl gerçekleşti? Durup dururken böyle bir hekim varmış demediniz herhalde?

Tıp tarihiyle ilgili konulara hep ilgim vardır. Geçmişteki büyüklerimizin hayatlarına, eserlerine ilgi duyarım. Yani, Sabuncuoğlu soyadını taşıdığım için bu işe yönelmiş değilim; birçoğunu inceledim, böyle başka projelerim olduğunu söylemeliyim.

 

SULTANLARIN DOKTORU…

- Sabuncuoğlu saray hekimi mi peki? Örneğin Fatih Sultan Mehmet’e hizmet etmiş mi, bu tür ayrıntılar biliniyor mu?
Aslında Amasya o dönemde bir şehzade, bir imparatorluk şehri (İstanbul zaten 1453’te alınıyor)… Dolayısıyla Sabuncuoğlu’nun orada imparatorluk ailesinden kişilere hekimlik yaptığı biliniyor. Daha sonra Cerrahiyyetü’l Haniyye adlı kitabını getirip Fatih’e sunuyor. Fatih olumlu karşılıyor. Fakat Fatih’in de çevresini sarmış birtakım saray hekimleri var… Dolayısıyla kitabı pek rağbet görmüyor ve bir kenara konuluyor. Neyse ki, saklanmış da bugüne kadar yetişmiş…

 

- Kitabın pek fazla rağbet görmemesi resimli olmasından mı acaba?

Evet, olabilir… Fatih liberal bir insandı da, özgürlükleri destekliyordu. Fakat, bu psikiyatriyle ilgili resimler tamam da, cerrahiyle ilgili konularda tabii ister istemez      vücut mahremiyetini yansıtan çizimler söz konusu. Dolayısıyla, o dönemde bu resimler tolere edilememiş olabilir. Fakat Sabuncuoğlu dönemin risklerini göze alıyor ve “Bu iş resimlemeden öğretilemez” deyip kitabını resimleyerek ortaya koyuyor. Dolayısıyla,  Leonardo De Vinci’den falan önce bizim bu tür eserlerimiz var… Ve dünya bugüne kadar bunu psikiyatri bağlamında bilmiyordu… Bazı aydınlarımız Türklerin dünya kültürüne katkılarını sürekli küçümsüyor. Öğrenmedikçe, kütüphane tozu yutmadıkça gerçekler ortaya çıkmıyor ne yazık ki, kimbilir daha neler var? Sonra, el yazmalarını kiloyla satıldığı bir dönem de geçirdi Türkiye, o sırada kimbilir neler gitti.

 

- Kütüphane’de kitap önünüze gelince neler hissettiniz?

Çok duygulandım, benim için çok duygusal bir an oldu. Aslında hiçbir şekilde o kitaplara el sürülmüyor, yani yurt dışındaki uygulamalar bu şekilde. Bizde de birçoğu CD romlara geçmiş, hala da geçirilmekte olanlar var… Çünkü elinizin rutubeti, nefesiniz el yazmalarını olumsuz yönde etkiliyor. Biz büyük bir tarihi müzenin üstünde oturuyoruz aslında, her konuda olduğu gibi farkında değiliz.

 

- Sabuncuoğlu bir şekilde mesleğini icra etmiş, ne kendisi ne kitapları yakılmamış yıkılmamış, hem de 500 yıl önce… Dönemin bu bakış açısını nasıl yorumluyorsunuz?

Demek ki, kültürümüzde böyle çok önemli insancıl bir taraf var… Dönemin Amasya’sını düşünürsek; Ermeniler, Rumlar, Türkler gibi farklı kültürlerin uyum içinde yaşadıkları bir kent. Şüphesiz Sabuncuoğlu’nun da farklı etnik kültürlerden hastası oluyor, bunlar Anadolu’da uyum içinde yaşıyorlar… Bütün bu hoşgörü ortamının içinde çok üst düzey bir hekimlik anlayışının olması ve bunun uygarlık döneminde ortaya çıkması (Fatih, sonrasında Yavuz ve Kanuni gibi bir yükseliş dönemi olması) bir tesadüf değil.

 

- Peki, bu bilgi yani atalarınızın 500 yıl önce psikiyatri bilimine ışık tutan tedaviler yapmış olduğunu bilmek, siz hekimlere neler düşündürüyor?

“O zaman böyle yapılmış” diyebilmek, hepsinden önemlisi bunu bilmek biz hekimler için yönlendirici ve çok önemli. Çünkü 500 yıl öncesi aydınlandı. Şimdi bir kanıt var.  Ve AJP’deki bu yayın sayesinde de tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konmuş durumda. Artık kimse bu bilgiyi çiğneyemez.

 

FREUD’DAN ÖNCE BİZDE NELER VARMIŞ!

- Üstelik sadece kültüre ait bir psikiyatri buluşu da değil, psikiyatri disiplininin temeli Sabuncuoğlu’nda…
Sabuncuoğlu, dönemin en yaygın, en kabul edilen tedavi anlayışını resimlemiş; kuşkusuz bunu pek çok hekim uyguluyordu. Zahrawi'nin kitabında da bu tür yaklaşımlar var. Zaten başka kitaplarda da geçiyor, ama resimlenmemiş… Resimlenince gözümüzde canlandırabiliyoruz. Ve bu resimlerin yıllar içinde psikiyatride bir ikon olması ihtimalini de önemle vurgulamak isterim. Zaten bütün meslektaşlarımız olayı büyük bir heyecanla karşıladılar.
Ayrıca, Sabuncuoğlu’nun çocuklarla ilgili ifadeleri de var. Örneğin, “Sünnetle ilgili şöyle şöyle yap, çocuk korkmasın” diyor, hep işin psikolojik yanını düşünüyor yani. “Ensesine dağ vuracaksın ama sıcaklığa dayanabildiği kadar” diyor.  Hep çok insancıl…

 

- Bu zatı muhteremi Freud’la mukayese edebilir miyiz?

Psikiyatri tarihi için kesinlikle. Fakat aynı kefeye konulamazlar. Çünkü Freud bu yüzyılda yaşamış ve bir sürü kaynaktan yararlanmış bir insan… Freud bir yaklaşım getirdi, başkaca yaklaşımlar da var. Kimini bugün kullanıyor, kimini kullanmıyoruz. Ama Sabuncuoğlu’nun attığı temelleri anlatan bu belgenin şu an için alternatifi yok.
Antidepresan olarak kantaron otunu kullanılmış mesela, o yeterli olmazsa dağ vur deyip nasıl yapılacağının resmini çizmiş, bu çok büyük bir miras. Ve psikiyatri alanında da Türklerin misyonunu, sorumluluğunu arttıran bir durum. “Biz bu işi yaptık ve daha iyisini de yaparız deyip” ayağa kalkmamız gerek. Aksi taktirde hep çeşitli akımlara kapılıp gidiyoruz.

 

NOT: The American Journal Of Psychiatry’ye http://ajp.psychiatryonline.org/ internet adresinden erişilebiliyor.

 

Şerefeddin Sabuncuoğlu kimdir?
Fatih Döneminde Amasya-Çorum bölgesinde yaşamış (1385–1470) büyük Türk hekimi yazmış olduğu resimli cerrahi kitabı (Cerrahiyetü’l Haniyye) ile ünlü. Kitabın özgün Türkçe ile yazılmış olması bir başka üstünlüğü. Amasya Darüşşifası’nda yıllarca başhekimlik yapan Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun ayrıca deneysel tıp çalışmaları yaptığı biliniyor.

 

Hülya YILDIRIM
hulya@anneoluncaanladim.com

Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.