ads
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

DOĞUM ANIMIZ TÜM HAYATIMIZI ETKİLİYOR!

DOĞUMUN PSİKOLOJİK TRAVMALARI VE ETKİLERİ

DOĞUMUN PSİKOLOJİK TRAVMALARI VE ETKİLERİ

Doğum travmasının psikolojik etkileri, her doğumun bir travma olup olmadığını, bu travmaların kişiliğimize olabilcek etkilerini Hamile ve Doğum Psikoloğu, Psikodrama Terapisti ve Eğitimcisi Uzman Psikolog Neşe Karabekir anlatıyor.


DOĞUM TRAVMASI NEDİR?
Öncelikle şöyle başlamak isterim ki, doğum psikolojik anlamda bir travma değildir olması da gerekmez. Ama tüm öğretilerimiz bunu bir travma olduğunu bize öğrettiği için şekli ne olursa olsun sanki travmaymış gibi de yaşarız. Evet doğum esnasında bazı fizyolojik travmalar yaşanabilir ve bunlar süreci psikolojik travmaya da dönüştürebilir; ama ne her fizyolojik travma mutlaka bir psikolojik travmayı yaratır, ne de her doğum bir travmadır dememiz uygun değildir.

Ama psikolojik travmalara baktığımızda farklı açılımlar görebiliriz. Bunlar:
- Gebenin hamileliği isteyerek yaşayıp yaşamadığına,
- Hamilelik dönemini nasıl, hangi koşullarda, kiminle beraber hangi kalitede geçirdiğine,
- Eşi-partneri ile ilişkisinin içeriğine,
- Kadın olmak, anne olmak, eş olmak ile ilgili rolleri nasıl karşıladığına,
- Kendi ve vücuduyla ilişkisine ve güvenine,
- Doğumla ilgili fikir ve yargılarına,
- Doğuma nasıl hazırlandığına,
- Kendi ailesi ve annesiyle olan ilişkisine,
- Ailesindeki hamilelik doğum doğurganlıkla ilgili geçmişten gelen hikayelerden ne kadar etkilendiğine,
- Doktoru, ebesi ilgili doğum destekçileri ile ilişkisine,
- Doğumunu ne kadar istediği şekilde geçirmiş olduğuyla,
- Hayatı genel olarak yaşama potansiyeli ve genel kişilik yapısıyla bağlantılıdır.

Bu maddelerin hepsinin bir gebe tarafından tam ve eksiksiz yaşanmasının çağımızda pek mümkün olmadığını düşünsem de bunlardan bir kaçına ulaşmak ve dolayısıyla bu ulaşılanlarla bile farklı bir nesil yaratmanın tohumlarının atılacağını inanıyorum.

FİZYOLOJİK BİR TRAVMA NASIL OLUR DA PSİKOLOJİK BİR TRAVMAYA DÖNÜŞMEYEBİLİR?
Fizyolojik olarak eğer gebe hamilelik döneminde kendine gerekli ve yeterli (ne çok fazla ne de çok az) bilgileri aldıysa, çok detaya girmesine gerek olmadan fizyolojik olarak nelerle karşılaşacağını öğrenebilir; hangi müdahalenin ne demek olduğunu, neler getirip neler götüreceğini bilir. İşte bu noktada fizyolojik bir travma olsa dahi önce kendine, bebeğine, vücuduna ve sonra da doktor ve ebesine güvenme üzerine çalışmıştır. Dolayısıyla travma olsa dahi bunun ne kendi ne de doktorunun suçu veya başarısızlığı olmadığını bilerek, bunu fark ederek, o esnada doğumda bulunan herkesin üstüne düşeni yerine getirdiğine güvenerek bu fizyolojik travmayı daha kalıcı olan psikolojik travmaya dönüştürmeyebilir. Bunun için biraz önce gebenin çalışması gereken birçok ana konudan bahsettim. Her olayda olduğu gibi doğumun da nasıl yaşanacağını ve o yaşananın nasıl algılanacağını önceden bilmek ve her şeyi ona göre ayarlamak mümkün değildir. Bu nedenle gebe ailenin çalışabileceklerini çalışıp devamını olayın spontanlığına bırakması azami derecede önemlidir. Artık kadınları hiç olmazsa yaşamlarının en spontan en yaratıcı anı olan doğum anında desteği hiç kesmeden rahat bırakmamız lazımdır.

Elbette eski travmalarıyla uğraşmayan herhangi birisine olacağı gibi gebeye de aynı şey olur ve her detay gerçek bir travmaya katlanarak dönüşebilir.

ESKİ TRAVMALARDAN VE BUNLARLA İLGİLİ ÇALIŞMAKTAN KASTEDİLEN NEDİR?
Eski travmaların bir kısmı bilinç üstünde net olarak hatırladığımız travmalarımızdır, bazılarını şahsen hatırlar, bazılarını bize anlatıldığı kadarıyla sadece hissederiz. Başka bir kısım ise kuşaklararası süreçlerden gelen tamamen bilinçaltımızda barınan ve hiç su yüzüne çıkmamış ve çıkmış olsa bile üzerinde uğraşılmamış atalarımıza ait olması nedeniyle bizi hiç ilgilendirmediğini düşündüğümüz travmalarımızdır. Taşıyıcı RNA’lar bilgi aktarıcıları olarak tüm eski bilgileri yeni kuşağa geçirmekte ve böylece geçirilen bilgiler tabi ki hiçbir değerlendirmeden geçmeden direkt olarak bir sonraki kuşağa aktarılmaktadır. Dediğim gibi bu geçişte sen travmatiksin, sen geçme, sen geç gibi bir ayırım olamayacağı için her bilgi süzgeçten geçmeden aktarılır. Önemli olan bu bilgilerin doğum gibi bazı önemli hayat olaylarında provoke olup ortaya çıkması ve kişiyi en çaresiz zamanında ziyaret etmesidir. Eski kayıtlar elbette değiştirilemez ama bunların etkileri, yansımaları, hayatı etkileme şiddetleri kesinlikle dönüştürülebilir. Böylece kişi doğumu travma olarak mı, çoşku ve neşeyle bir karşılama olarak mı yaşayacağını seçme özgürlüğünü kazanabilir. “Elimden hiçbir şey gelmiyor”, “Elimde değil ki...” cümlelerini kullandığımız bu dönemlerde böyle bir güç  çok önemli ve çok değerlidir.

ESKİ KAYITLARIN DIŞINDA, DOĞUM ANINDA NELER PSİKOLOJİK TRAVMALARA SEBEP OLABİLİR?
Doğum süreci, doğum anı ve doğum sonrasının hepsindeki küçük küçük tüm detaylar kadının algısında travma yaratacak şekle dönüşebilir. Bunu tahmin edebilmek her detayı tek tek takip edebilmek zordur. Ama bazı temel alanlar vardır ki, onları önemsemek bile bu süreci yüzde 50 yumuşatabilir. Bu noktada o anda gebe, gelen dalgalarla beraber içe kapanıyor ve dışarıyla ilgisi minimuma iniyor gibi görünse de tüm duyuları sonsuz derecede açık olacaktır. Çevresini duymuyor gibi görünebilir, sorulara cevap vermeyebilir ama tüm duyuları en hassas noktada açıktır. Bu tabii tüm duyusal kayıtlara da açık olduğunu gösterir. Bunu doğum sonrasında lohusaların doğum esnasından hatırladıkları detayları dinlediğinizde şaşırarak görürsünüz. Odanın içinde duydukları (yani konuşulanlar, seçilen kelimeler, bu kelimelerin söyleniş tınısı ve duygusu) , gördükleri, dokundukları, aldığı kokular ve tatlar hepsi güzel bir tatminden ağır bir travmaya kadar farklı bir skala izleyebilir. Dolayısıyla doktorun hiç düşünmeden otomatik olarak sarfedeceği bir söz, ebenin bir duygusu, odadaki bir koku herhangi bir detay bir travmaya veya yaşadığını travma gibi algılamaya götürebilir.

BEBEK İÇİN BU TRAVMALAR NASILDIR? BEBEK BUNLARI HİSSEDER Mİ?
Bebek tüm bunları hissetmenin ötesinde hissettiklerini aynı zamanda kaydeder ve bunlar nedenlerle birlikte değil, sadece bedende hissedilen ve zihinle algılanan olarak kaydedildiği için nasıl ve ne zamanda ortaya çıkacakları belirsizdir. O yüzden bazen bebeğin uykularını, bazen beslenme ve sindirim düzenini, bazen de kendi dışındaki hayat ve kişilerle olan iletişimini etkiler. Ve bu etkilenme tüm yaşamına ve kişilik yapısına yayılır. Bebekler de en az bizim gibi hisseder. Hatta, bizim kadar fazla uyaranla ve alıcıyla yüklenmedikleri için, her şeye daha açık oldukları için bizden de daha fazla etkilendiklerini düşünüyorum. Tabii, bu noktada bebeklere bir mülakat ile bunları soramıyoruz ama çeşitli olaylara, uyaranlara karşı bebeğin tepkilerini izleyebiliyor, doğum esnasında nelere nasıl tepki verdiğini, doğum sonrasında bu uyaranlara maruz kalmış bebeklerin genel hayat düzenini gözlemleyebiliyoruz.

DOĞUM TRAVMALARININ YETİŞKİN HAYATINA ETKİSİ
Yetişkinlerle psikoterapi sırasında gittiğimiz yollardan en önemlisi kişinin çocukluğunun nasıl, nerede, kimlerle ve ne kalitede geçtiğine odaklanmaktır. Burada hedef doğru-yanlışı bulmak değil, kişinin olayları ve durumları nasıl algıladığına bakmaktır. Aynı durum bebeklikte ve hatta anne karnında da geçerlidir. Kişinin nasıl doğduğuna, doğumu esnasında annede, ailede ve hatta dünyada neler olduğuna dikkat ederiz. Bu nedenle hamilelik ve doğum kişiliğin oluşmasındaki en önemli süreçlerdir. Sağlıklı kuşaklar için ilk ve en önemli derecede çalışılacak alan hamilelik ve doğum olacaktır.

ÇOCUĞA HAMİLELİKTE VE BEBEKLİKTE SAYGI GÖSTERELİM
Son olarak iletmek istediğim en önemli mesaj; bebeklerin her şeyi anladığı, hissettiği ve kayıtlarına geçirdiği gerçeğidir. Uzun yıllar ve hatta bugün bile “Nasıl olsa böyle bir şey olmuyordur” diye kulağımızım üstüne yattık. Gebelikler esnasında yaşadıklarımızı, yaptıklarımızı nasılsa bebek her şeyi duymaz diye unutmaya çalıştık. Sonra da bebekler ve çocuklar anlamaz diye kendimizi kandırdık ama sonra çocuklarımız bize bilmeden veya bilerek bizimle aynı olayları, aynı duyguları yaşar olarak geldiler. Şaşırdık! “Kader” dedik, o da uymadı. Artık kabul edelim ki hayatın en önemli olayı olan hamilelik ve doğumu tahminimizden çok daha bilinçli geçirmemiz, fiziksel-zihinsel ve psikolojik olarak hazırlanmamız gerekmektedir.

Çocuklarını dinleyen, saygı gösteren, onlardan öğrenecekleri olduğunu bilen kişiler ve toplumlar kazanırlar. Haydi biraz daha derine, biraz daha öteye gidelim ve çocuklarımızı bebekken ve hatta hamilelikte dinleyelim, saygı gösterelim ve hep beraber yeni sağlıklı bir kuşak yaratalım.

 

BU YAZI DİZİSİNİN DİĞER BAŞLIKLARI İÇİN TIKLAYINIZ

DİZİ & ARAŞTIRMA BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.