ads
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

DİOKSİN KISIRLIK VE DÜŞÜĞE YOL AÇIYOR

DİOKSİN KISIRLIK VE DÜŞÜĞE YOL AÇIYOR

Hormon bozucular olarak bilinen dioksinler sperm sayısının azalmasına ve bu nedenle erkeklerde kısırlığa, kadınlarda düşüklere yol açabiliyor, gebe kalmayı etkiliyor, üreme mekanizmalarını etkileyen hormon sisteminin bozulmasına neden olabiliyor. İnönü Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Özmen çoğunlukla endüstriyel kaynaklı olsa da evsel atıklardan ve çevre sularından bile bulaşabilen dioksinlere karşı uyarıyor.


Günümüzde dioksinlerin insan sağlığı bakımından ne denli ciddi etkilerinin olduğu çok daha iyi biliniyor. Birçok toksik kimyasal ile karşılaştırıldığında, dioksinler yüzlerce hatta binlerce kez daha düşük dozlarda alındığında bile, daha fazla toksik etki gösterebiliyor. EPA Dioxin Reassessment Health Assessment’in ve Avrupa Birliği Komisyonu’nun yayınladığı raporlara göre, vücudumuza çok düşük miktarlarda alınan dioksin ve dioksin türevi maddeler, DNA yapısını etkileyerek ya da serbest radikal oluşumuna neden olarak dolaylı yollarla genotoksik etkiye yani çeşitli tipte kanserlere neden olabiliyor, sinir sistemini etkiliyor, bağışıklık sistemimizin bozulmasına neden olup, sperm sayısının azalmasına ve bu nedenle erkeklerde kısırlığa yol açabiliyor, gebe kalmayı etkiliyor ve düşüklere yol açıyor, kadınlarda üreme mekanizmalarını etkileyen östrojen hormonlarını da içeren hormon sisteminin bozulmasına neden oluyor.

 

KANSER YAPICI MADDELERİN BAŞINDA
Dioksin ve çoğu dioksin benzeri madde, hormonlar üzerindeki etkisini hormon reseptörlerine bağlanarak gösteriyor. Bu nedenle özellikle endüstriyel kaynaklı olarak açığa çıkan dioksinler, bilinen tüm kimyasal kirleticiler içinde “hormon bozucular” ya da “endokrin bozucular” denilen kimyasalların en başında geliyor. Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, dioksinler kanser yapıcı maddelerin en önde gelenleri arasındadır.


ET VE BALIKTAN GEÇEBİLİR

Dioksinler doğada uzun süre kalıcı olduklarından, sürekli olarak bu maddeler ile kirlenen ortamlarda sonuçta ekosistem dengesi bozulmakta, kirlenmiş ortamlarda yaşayan ve bu ortamlarda üretilen besinleri tüketen insanlar için ise bu maddeler çok ciddi sağlık riski oluşturabilmektedir. Dioksin ile kirlenmiş olan sularda yaşayan balıkları tüketen veya dioksin ile kirlenmiş çayırlıklarda beslenen hayvanların etini yiyen insanlar bu maddenin etkisine maruz kalabilirler ve bu maddeler kalıcı organik kimyasallar olduklarından, vücudumuzda sürekli olarak birikime uğrarlar. Özellikle çocuklar bu maddelerin etkisine karşı oldukça duyarlıdır. Avrupa Birliği Çevre Komisyonu tarafından yayınlanan son raporlara göre de dioksin ve dioksin benzeri maddelerin kaynaklarının ortadan kaldırılması için önlem alınması gerekiyor.

 

NASIL ÖNLEMLER ALINMALI?
Sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bir gelecek nesil için bizim de gerekli tüm önlemleri almamız, tüm çevresel kirleticiler ve özellikle dioksin ve benzeri kirleticilerin kaynaklarının en aza indirilmesi, dioksin ve benzeri maddelerin oluşumuna yol açan üretim yöntemlerinden vazgeçmemiz, atıkların mutlaka ön arıtımdan geçirilerek bu maddenin kökeninin ortamdan uzaklaştırılması, kullanımı zaten yasak olan organik klorlu pestisitlerin kullanımından kesinlikle vazgeçilmesi gerekiyor. Halk sağlığının korunması için toplumun bu konularda daha fazla bilinçlendirilmesinin zamanı çoktan geçiyor. Dioksin üretici kaynakları en aza indirmek için, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından da önerilen şu önlemlerin alınması gerekiyor:

- Biraz pahalıya mal olsa bile kağıt ve pamukları klor ile beyazlatmak yerine oksijen ile beyazlatma yöntemini kullanmak tuvalet kağıdı, bebek ve anne pedleri, tampon, kadın bağları, duvar kağıtları, peçeteler gibi her an kullandığımız, elimizin altında olan gereçlerden dioksin alımını sıfıra indirilmeli.
- Ayrıca plastik madde ve plastik içeren ürünlerin kullanımından mümkün olduğunca kaçınılmalı.

1 MG’IN MİLYONDA BİRİ BİLE ZARARLI
- Çöplerin yakma yolu ile yok edilmesini biran önce terk etmeli. Çünkü yapılan çalışmalar dioksin toksisitesi için belirli bir eşik dozun bulunmadığını ve vücudumuzda çok düşük dozlarda alınması sonucunda bile bu maddeye karşı bir savunmanın tam olarak geliştirilemediğini gösteriyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara bağlı olarak, insanların günde ancak 1 ng/kg (1 mg’ın milyonda biri) düzeyinden daha düşük dozlarda dioksine maruz kalması durumunda embriyonal gelişim bakımından önemli düzeyde bir riskin ortaya çıkmayacağı rapor ediliyor. EPA içme sularında bulunabilecek dioksin seviyesinin litrede 0.00003 mikrogramdan (milyarda 3 kısım) az olması gerektiğini bildiriyor.
Ancak, insanların dioksine maruz kalmasına bağlı olarak, doğrudan elde edilen epidemiyolojik veri sayısı yeterli düzeyde olmadığından, olası etkiler deney hayvanları üzerinde yapılan gözlem ve araştırmalara dayanıyor. Özellikle embriyonal gelişim esnasında dioksine fetüsün maruz kalması sonucunda hücresel fonksiyonlarda belirgin şekilde ortaya çıkabilecek kusurlar ya da değişimler, gelişimin bozulmasına yol açabiliyor.


DİOKSİN KAYNAKLARI
Dioksin ve dioksin-benzeri kimyasalların başlıca kaynakları dört ana grup altında toplanıyor:

1- Yanma esnasında oluşan dioksin: Özellikle evsel katı atıklar ve artıkların yakılması, demir-çelik sanayinde cevherin işlenmesi ve eritilmesi sırasında kullanılan yüksek sıcaklık, kömür, odun ve petrol ürünlerinin yakılması, geri dönüşümü yapılamayan, klorla beyazlatılan ürünlerin yakılması olarak sıralanabilir.

2- Kimyasal üretim ve işleme sırasında oluşan dioksin: Dioksin-benzeri yan ürünler klorlu fenoller, poliklorlu bifeniller, fenoksi grubu herbisitler (örneğin: 2.4.5-T gibi yurdumuzda yaygın olarak kullanılanlar), klorlu benzenler gibi birçok kimyasal maddenin üretimi esnasında oluşabiliyor.

3- Endüstriyel ve evsel atıkların işlenmesi sırasında oluşan dioksin: Dioksin-benzeri yan ürünler doğal olarak oluşan fenolik bileşiklerin klorlanması esnasında (örneğin: kâğıt hamurunda olduğu gibi) oluşabilir.

4- Su depolama alanlarındaki dioksin: Dioksin grubu kimyasallar suda iyi çözünemedikleri ve kalıcı oldukları için, toprakta, sedimentte ve organik maddelerde birikebilirler. Su kaynaklarını kirleten bu maddeler daha sonra taşınarak başkaca su kaynaklarına kolayca bulaşabilir, ancak genelde bu bulaşma etkisi çok yaygın değil ve bölgesel etkisini gösteriyor.

SAĞLIK & GÜZELLİK BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.