ads
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

Her 100 çiftten 15’i çocuk sahibi olamıyor!
STRES ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ENGELLER Mİ?

STRES ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ENGELLER Mİ?

Günümüzde her 100 çiftten 15’i istediği halde çocuk sahibi olamıyor. Ve kısırlık teşhisi konmuş çiftlerin yüzde 10’unun neden çocuk sahibi olamadığı ise belli değil. Çocuk sahibi olamama konusunda günümüzde de üzerinde sıkça durulan faktörlerden biri de stres... Kısrlık stres yaratıyor, stres kısırlığı tetkliyor ve yine stres kısırlık tedavisinin başarı şansını olumsuz etkiliyor gibi yargılar almış başını gidiyor...


Kısırlık teşhisi almış çiftlerle çalışan Gonca Şensözen’in bu bu konudaki önerileri ise çok daha farklı. Sorunu ve stres yükünü kabul edin, eşinizle ekip olduğunuzu unutmayın ve doktorunuzu doğru seçip ona  güvenin diyor, Şensözen... İşte, Şensözen’in son araştırmalar ışığında çocuk sahibi olma yolculuğundaki çiftlere önerileri...


Eğer kadının yaşı 35’ten genç ise ve çift 1 yıldır çocuk yapmayı denediği halde gebelik gerçekleşmemiş ise, o zaman çiftin gerekli tetkikler için mutlaka bir kadın doğum doktoruna başvurması gerekiyor. 35 yaşın üzerindeki kadınlarda bu süre bir sene değil, 6 ay. Yapılan tetkikler ile kadında, erkekte ya da her ikisinde doğal yolla çocuk sahibi olmanın önündeki engeller araştırılıyor. Bazen sebep tek taraflı (yani sadece erkekte ya da sadece kadında) oluyor. Bazı durumlarda ise engeller hem kadında hem de erkekte bulunuyor. Bunun yanı sıra kısırlık (infertilite) tedavisi gören çiftlerin yaklaşık yüzde 15’inde sebebi bilinmeyen kısırlık söz konusu. Yani yapılan tetkikler ne erkekte ne de kadında bir problem saptıyor ama yine de çift doğal yolla çocuk sahibi olamıyor. Bu durumda doktor ya önce aşılama yöntemini öneriyor çifte ya da direkt tüp bebek yöntemi öneriliyor.

KISIRLIK ORANLARI:
Kadının yaşı arttıkça, doğurganlığı azalıyor. Yaşa göre kısırlık oranlarına bakıldığında:

yaş kısırlık yüzdesi
15-30 %10
30-34 %14
35-39 %25-35
40 %45

KISIRLIĞIN PSİKOLOJİK BOYUTLARI VE ÖNERİLER...
- Böyle bir tedavi gerektiğini öğrenen çiftlerin ilk tepkisi şok ve inkar oluyor. Daha sonra da “Neden ben? Neden biz?” soruları yankılanıyor çiftin zihninde. Bu soru tedaviler boyunca devam ediyor bazı çiftlerde. Çünkü bu sorunun net bir cevabı yok. Cevapsız kaldığı için de daha çok rahatsız ediyor. Bu noktada şunu hatırlamak çok önemli. Çiftlerin yaklaşık yüzde 15’i bu problemi yaşıyor. Bu azımsanamayacak bir oran. O yüzden bu soruyu aynı anda soran birçok çift, birçok erkek ve kadın var. Çift, bir sorunun ve soruna yönelik tedavinin gerekliliğini ne kadar çabuk kabul ederse, çiftin içsel çatışmaları o kadar az oluyor.
- Güven duydukları doktor ya da hastaneyi seçsinler. Tedavi boyunca doktor, çiftin, en yakınındaki kişilerden biri olacak; çiftin herkesle paylaşmadığı bilgilere sahip olacak. Güven ilişkisi kurulmadan bu yakınlık içerisinde rahat etmek mümkün değil.
- Tedaviye kesin karar vermeden önce mutlaka tedavi ile ilgili geniş çaplı bir bilgiye sahip olunmalı. Çiftler hangi aşamalardan geçeceklerini önceden farkında olsunlar.
- Daha önce bu tedaviyi görmüş kişilerle iletişim kurmak ve onların neler yaşadığını duymak çifte ışık tutar. Yine de bunu yaparken, herkesin bu konu ile ilgili kişisel deneyiminin farklı olduğunu unutmamak gerekir. Birine  ağır gelmiş olan bir süreç, bir başkasına daha kolay gelebilir. Kişilik yapıları, savunma mekanizmaları, içinde bulunulan şartlar, olayların kişiler tarafından nasıl algılandığını belirler ve herkesin kişiliği ve şartları birbirinden farklı olduğu için kişi sayısı kadar algı vardır.
- Tedaviye başlamadan önce hayatın diğer alanlarındaki yükü sabitlemek ve değişiklikleri ertelemek yerinde olur.
- Tedavi süreci boyunca aile içinde ya da arkadaşlar arasında yaşanan stresli durumlardan uzak durmakta yarar var. Çift, o dönemde kimlerle daha yakın kimlerle daha uzak olacağını kendi arasında konuşup, karar verebilir. Moral desteği verebilen ve olumlu kişiler ile birlikte olmak, tedavinin yükünü hafifletir.
- Tedaviye başlamadan önce bedene iyi bakmak gerekir. Yoga ve yürüyüş gibi sertlik içermeyen sporlar seçilebilir. Meditasyon ve nefes egzersizlerinin çok önemli bir yeri var. Yeme-içme düzenine de dikkat etmek gerekiyor.
- Tüp bebek merkezinde psikolog ile bir değerlendirme seansı yapmalı; kişisel ya da grup terapisi ihtiyacı olup olmadığını belirlemeli.
- Yaşanan durumu eşlerden birinin değil, çiftin problemi olarak görmek; tedavi boyunca bir ekip gibi hareket etmek; dayanışma içinde olmak. Doktor kontrollerine mümkün olduğunca çiftin birlikte gitmesi çok önemli. Şunu unutmamak gerekir: Bu durum çiftin problemidir ve hem kadının hem de erkeğin katılımı ile çözüm bulabilir.
- Erkekler ile kadınların aynı duruma farklı tepkiler verebileceklerini kabul etmek. Erkekler bu konuyu kadınlar kadar sık ya da kadınlar kadar detaylı konuşmak istemeyebilirler. Bu durum erkeklerin daha duyarsız olduğunu göstermez. Kadınların bu duruma hazırlıklı olmalarında fayda vardır.
- Çift daha önce evliliklerinde yaşadığı zorlu dönemleri nasıl atlattığını farketmeli ve işe yarayan stratejileri yeniden  yürürlüğe almalıdır.
- Bu tedavi içinde cinsel hayat sekteye uğrayabiliyor ve çiftler nasıl olsa cinsel ilişki yolu ile bebek olmuyor düşüncesi ile cinsellikten uzaklaşabiliyorlar. Oysa, cinsellik ilişkiyi canlı tutan ve besleyen bir öğedir. Doktorun cinsel perhiz uyguladığı dönemler dışında cinsel hayatı aktif tutmak, çiftin birbirine olan yakınlığını korur ve tedaviyi destekler.
- Tüp bebek tedavisi gündeme gelmeden önce çift neleri paylaşırdı, nasıl vakit geçirirdi, nelerden zevk alırdı? Bunları hatırlamak ve yaşanan her anı bebeğe yönelik konulardan ibaret kılmamak önemli.
- Belli bir düzeyde kaygı, duymanın normal hatta gerekli olduğunu unutmamak gerekiyor.
- Düşünce ve duygularla yüzleşmek adına arkadaşlardan, aileden ve eşten ayrı kalabilecek vakitler yaratabilmek. Kişinin kendisi ile başbaşa kalması için fırsat yaratması şart.
- Akla takılan soruların listesini yapmak ve kulaktan dolma bilgilere güvenmemek de önemli. Çift aklına takılan soruları mutlaka kendi doktoruna sormalı. Bir hasta için uygun olan  tedavi şekli başka bir hasta için uygun olmayabilir. O yüzden çiftin kendisini, bu tedaviyi alan diğer çiftler ile kıyaslaması doğru olmaz. Tedaviyi alan kadın ve erkeğin bireysel durumlarını en iyi kendi doktorları bilir. O yüzden diğer doktorlar ve diğer hastalarla kıyaslama yapmadan düşünmek ve soruları sadece kendi doktoruna sormak en doğru bilgi edinme yolu olur.
- İşlemlerin yapılacağı gün ekstra stres yaşamamak adına, tedavinin ücretini, ödeme şeklini önceden net olarak doktor ya da hastane ile konuşmak iyi olur. Bazı çiftler, işlem günü hastaneye hazırlıksız geliyor ve bu konuda bir koşuşturmaca içine girmek zorunda kalarak,  günün stresini daha fazla yaşıyorlar.

STRES KISIRLIĞA YOL AÇAR MI?..
Kısırlığın strese yol açtığı biliniyor ama stresin kısırlığa etkisi ile ilgili farklı görüşler var. Eğer stresi sadece kaygı (endişe) diye tanımlarsak, o zaman kısırlık ve stres arasındaki bağlantı zayıflıyor. Ama stresi kaygı, depresyon ve sosyal izolasyonun birarada yaşanması olarak tanımlarsak, o zaman stresin, doğurganlığı olumsuz yönde etkilediğini söyleyebiliriz.

Yapılan çalışmalar, depresyon öyküsü olan kadınların (depresyon öyküsü olmayan kadınlara kıyasla) 2 kat daha fazla kısırlık sorunu yaşadığını ortaya koyuyor. Başka bir çalışmada ise, tüp bebek tedavisi öncesinde depresyon yaşayan kadınların yüzde 13’ünün gebe kaldığı görünürken, tedavi öncesinde depresyon yaşamayan kadınların yüzde 29’unun gebe kaldığı görülmüş. Yani depresyonu olan kadınların, olmayan kadınlara kıyasla gebelik şansı daha az.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kısırlık tedavisi gören kadınların yüzde 11’i major depresyon tanısı alırken, doğal yolla çocuk sahibi olabilen kadınlarda bu oran yüzde 3,6. Başka bir araştırma da yine kısırlık problemi yaşayan ve yaşamayan kadınlar karşılaştırılmış ve araştırmaya katılan kısır kadınların üçte birinde depresyon saptanırken, diğer kadınların sadece yüzde 18’inde depresyon görülmüş.

Bu araştırmaları baz alacak olursak, depresyonun doğurganlık üzerinde negatif etkisi olduğunu ve tüp bebek tedavisini olumsuz yönde etkilediğini söyleyebiliriz. Kısır döngü ortada! Kısırlık sorunu yaşadığınız için depresyona giriyorsunuz ve depresyona girdikçe kısırlık sorununu çözmeniz zorlaşıyor.

Üstelik araştrmalar önemli bir gerçeği daha ortaya koyuyor ki, o da şu: Kısırlık problemi yaşayan kadınların depresyonu, ölümcül hastalığı olan kadınlarınki kadar yüksek! Buradan, tüp bebek tedavisindeki bir kadının duygusal olarak ne kadar büyük bir zorlanma yaşadığını anlayabiliriz. Depresyon, gebe kalmaya çalışan kadının 2-3. senelerinde tavan yapıyor. Çünkü ilk yıllarda doktora giden ve umutlanan kadın, başarısız bir-iki denemeden sonra çaresizlik ve umutsuzluk hislerine kapılıyor ve yaşamı üzerinde kontrolunu kaybettiğini düşünüyor. Tüm bu hisler, altta varolan depresif süreci daha da alevlendiriyor.

STRES KISIRLIK TEDAVİSİNİN SONUCUNU ETKİLER Mİ?
Tedaviye başlayan kadın ne kadar fazla stres altında ise tedavinin başarısı şansı o kadar riske giriyor. Burada biyolojik faktörlerin önemi tabii ki yadsınamaz. Örneğin, doğumdan gelen rahim ya da yumurtalık anomalileri, kadının gebe kalma şansını düşürüyor ve tüp bebek tedavisinin de başarısını etkiliyor. Böyle bir durumda tedavi başarısızlığını sadece strese bağlamak çok akılcı olmaz, ama aksaklıkların tedavi ile büyük ölçüde giderildiği durumlarda ya da sebebi bilinmeyen kısırlık yaşanan durumlarda ve aslında tedavinin çok iyi ilerlediği ama gebelik ile sonuçlanmayan vakalarda stres faktörüne mutlaka göz atmak gerekiyor. Kısaca, stres tek başına tedaviyi başarısız kılmıyor belki ama başarıyı azaltan faktörlerden biri olarak yer alıyor.

DEPRESYONDAKİ KADININ GEBE KALMA ŞANSI DAHA DÜŞÜK!
Depresyon teşhisi almış bir kadın kendine fiziksel ve duygusal olarak iyi bakamaz. Kendine bakamayan bir kadının bebeğine özenli bir şekilde bakması beklenemez. O yüzden, kısırlığı, depresyondaki kadının doğurganlığının azalarak, bebeğin gelmesini, kadının daha iyi hissettiği bir döneme ertelemesi olarak görebiliriz.
Depresyonun tekbaşına kısırlığa yol açtığını söylemeyiz. Fakat depresyon, doğurganlık ile ilgili zaten varolan bir sorunun (örneğin yumurta kalitesi gibi) daha da çoğalmasına yol açıyor ve tedavi sürecini olumsuz etkiliyor.


“KAFANIZA TAKMAZSANIZ OLUR!” SÖYLEMİ...
Halk arasında çocuk yapmaya uğraşan ama zorlanan çiftlere söylenen klasik sözler var. Örneğin, “Kafanıza takmazsanız, olur” ya da “Sadece biraz rahatla, o zaman gebe kalırsın” gibi. Bunlarda doğruluk payı var mı, konusu da en çok kafa karıştıran konulardan biri...

Fakat, bu çok sık duyduğumuz sözler aslında 1950-60’lardan kalma. O dönemde kısırlık daha çok psikolojik nedenlere bağlanıyordu. Kadının kendi annesine ya da partnerine öfke duyması, kadın olmak ya da anne olmak ile ilgili netleşmemiş duygulara sahip olması gibi sebeplerle açıklıyorlardı hamile kalamama olgusunu. Oysa şimdilerde kısırlık vakalarının çoğunun fizyolojik sebeplerden kaynaklandığını biliyoruz. Kabaca oranlayacak olursak, tüm kısırlık vakalarının yaklaşık yüzde 40’ı kadının üreme sistemindeki, diğer yüzde 40’ı erkeğin üreme sistemindeki anomalilerden ileri geliyor. Geri kalan ilk yüzde 10’u hem kadına hem erkeğe ait sebepler oluşturuyor. Son yüzde 10’u ise sebebi bilinmeyen kısırlık olarak açıklanıyor. Bu rakamlara baktığımız zaman fizyolojik sebeplerin (üreme sistemindeki anomaliler) ne kadar büyük bir rol oynadığı görülüyor. Dolayısıyla, gebe kalamamayı sadece “rahat olmamak” ile açıklamak durumu basite indirgemek olur.

Aslında “kafanıza takmazsanız, olur” cümlesi tüp bebek tedavisi gören kişiler için oldukça suçlayıcı ve kötü hissettiren bir cümle. Çünkü sanki kişi yeterince rahat olmayı başarsa, hemen gebe kalacakmış hissi uyandırıyor ve kişi rahatlayamadığı için gebe kalmadığını düşündükçe hem suçluluk hissediyor hem de stresi artıyor.

İronik ama eğer birisinin gerilmesini istiyorsak, ona “Sakın stres yapma” dememiz yeterli. Bu mekanizma böyle işliyor. Hastaların bir kısmı “Doktorum stres yapmamamı söyledi ama ben bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum” diyor endişe ile. Hasta, çevrenin bu sözleri karşısında çaresizlik, suçluluk ve daha da fazla gerilim yaşıyor.

KISIRLIK TEDAVİSİNDE STRES YAPMAMAK MÜMKÜN MÜ?
Kısırlık tedavisine girip de hiç stres yaşamamak, yağmurda yürüyüp ıslanmamak olurdu. Bu düşünce sistemi çocukların sıklıkla kullandığı bir sistemdir. Çocuklar, birşeyin olmasını istemediklerinde, sadece bunu düşünerek, onun olmayacağına inanırlar. Mesela; görünmek istemedikleri zaman, gözlerini kapatırlar. Onlar kimseyi görmediği zaman kendilerinin de görünmeyeceğine inandıkları için. Bu düşünce sistemi gerçeklik ilkesi ile hareket etmez. İlkel bir savunma mekanizması olan “inkar” ön plandadır. Çocuk, gözlerini kapattığında da görünür olduğunu inkar eder; çünkü o sırada görünmek istemiyordur.
Bu örneği tüp bebek tedavisine uyarlayacak olursak, çift, stres yaşamak istemediği için stres ortadan kaybolmayacaktır. “Tüp bebek tedavisi benim üzerimde stres yaratmayacak” cümlesini kurmaktansa, gerçeklik ilkesi ile hareket edip, “tüp bebek tedavisi sürecinde stres yaşanabilir. Ben de bu stresli süreçten geçmek zorunda kalabilirim. Bunu baştan öngörüyorum ve kabul ediyorum” demek çok daha sağlıklı ve yararlı.

Böylece hasta, stres yaptığı için kendini suçlamayacak ve gerçeklik ilkesinden hareket ettiği için de tedavinin gereklerine çok daha kolay adapte olacaktır. Stres altında hissettikçe, kendini hayalkırıklığına uğrattığını düşünmeyecek ve tedavinin gidişatına zarar verdiğine dair yakıcı ve hırpalayıcı inançlardan kurtulacaktır.


ÇOCUK SAHİBİ OLAMAYAN ÇİFTLERE DESTEK VERİYOR!
Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği (ÇİDER) Başkanı Sibel Tuzcu, çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere destek veriyor. Nasıl mı?

“22 yıl çocuk sahibi olabilmek için sayısız tedavi gördüm. Sayısını artık hatırlayamadığım kadar çok aşılama ve 5 tüp bebek denemesinden sonra nihayet 1998 yılında 42 yaşında anne oldum. Bu süre içinde başımda geçenleri anlatabilmek ve benim gibi olanlara maddi ve manevi destek olabilmek için  2000 yılında www.cocukistiyorum.com internet sitesini kurdum. Daha önce kısır olduğunu itiraf edip bunun savaşını yapmış kimse olmamıştı.
Bir çok kişi başvurdu. Hemen sitede dayanışma kulübünü kurduk bir yıl sonra da dernekleştik. Tüp bebek tedavilerinin devlet tarafından karşılanması konusunda çalıştık, yasalaştı. 10 yıldan beri danışman doktorlarla hastaları ücretsiz bilgilendiriyoruz.
Derneğe başvuran ve  üye olanları ücretsiz muayene ve teşhislerini yaptırıyor, tedavilerde hastanelerden indirimler alıp onları daha uygun koşullarda tedavi ettiriyoruz. Uluslararası kısırlık hasta tüketici birliğinin kurucu üyesi ve Türkiye temsilcisiyiz.”

ÇİDER Tel: 0216 456 39 75-76-05412



SAĞLIK & GÜZELLİK BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.